Yengeç Zamanı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yengeç Zamanı

Mesaj  Admin Bir C.tesi Nis. 14, 2012 3:23 pm

Yengeç Zamanı


Eğer uçsuz bucaksızmış gibi duran ufka dalıp gitmez ya da birbiri ardına öndekinin gölgesiymiş gibi sıralanmış dağların gizemli görünümüne kapılmazsanız onu görmemeniz olanaksız.


Islak kumların ortasındaki deliğinden çıkıyor, şöyle bir havaya dikiliyor, makaslarını sanki havayı kesecekmiş gibi iki yana açarak yukarı kaldırıyor, sonra hızla önce sola, sonra sağa yan yan yürüyor. Yürümek ne kelime, sanki uçuyor. Dikkatlice bakmazsanız güçlü esen rüzgârın önüne katılmış uçuyor sanabilirsiniz. Öyle yuvasından efelenerek çıkışına bakmayın siz, aslında en ufak bir şeyden tedirgin olunca uçarcasına dönüp hemen yuvasına sığınıyor.


Sözünü ettiğim küçücük bir kum yengeci. Dalgaların etkisini yitirdiği, ama ıslatmaya devam ettiği yerde sanki boruyla açılmış gibi bir yuvası var. Yaklaşıp baktım. Ben yaklaşınca o hemen yuvasına saklandı. Yuvanın dibi görünmüyor. Oldukça derin olsa gerek. Herhangi biri yuvasının yakınına geldiğinde ya da dalgalar oraya kadar ulaştığında yuvasına girip, derinlere saklanıyor. Önce anlayamadım niçin dalgalardan kaçıp yuvasına saklandığını. Çünkü suda yaşıyor yengeç. Ayrıca dalgalar geldiğinde yuvasına saklansa da dalgalar gelip yuvasının içine kadar giriyor. Hatta yuvasının üstü kapanıyor bir süre. Yani sudan tam olarak kaçamıyor. Dalgalar çekildikten bir süre sonra üstü kumlarla kapalı, ama hala yuva olduğu belli olan yerde bir kıpırdanma başlıyor. Sonra kum taneleri iki yana devriliyor ve yengeç yine çıkıyor dışarı. Yine aynı efelenme. Makaslarını önce iki yana açıyor, sonra sanki havayı kesecekmiş gibi yukarı sallıyor. Biraz önce dalgalardan kaçan o değilmiş de başkasıymış gibi sanki. Öylesine cesur, öylesine mağrur. Aslında dalgalardan kaçmasının nedeni sürüklenme korkusu. Dalgalar öylesine güçlü ki koca koca insanları çekip sürüklüyor. Böyle ufacık bir yengeci sürüklememesi mümkün değil. Oysa o karada olmak istiyor. Karada olacak ama hafif ıslak bir zeminde. Çünkü ıslak olmayan kum ateş gibi yanıyor.


Yuvasını her terkedişinde son derecede hızlı bir aranma içinde görünüyor. Yiyecek bir şeyler arıyor. Ne yer bir yengeç? Bu konudaki bilgimin yeterli olmadığını anlıyorum düşününce. Yengeçlerle ilgili olarak izlediğim belgesel filmleri gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Boşuna çaba, hiçbir şey hatırlamıyorum. Bitki mi yerler? Yoksa balık ya da deniz böcekleri gibi şeyler mi? Yoksa hepsini mi? Bu kum yengeci sanki kumdaki böcekleri kolluyor gibi. Açlık bir yandan, üzerine basılma tehlikesi bir yandan, dalgaların onu alıp sürüklemesi tehdidi öbür yandan. Bunların hepsi bir araya gelince yengecin zamanı çok değerli hale geliyor. Kısacık bir süre içinde bir şeyler bulup yemesi ve açlığını gidermesi gerek. Onun için yuvasından çıkar çıkmaz başlıyor uçar gibi bir sağa bir sola koşturup durmaya. Böylesine kısıtlı bir zaman diliminde yaşamını sürdürmeye çalışıyor yengeç. Bu kısıtlı süreye ben “yengeç zamanı” adını aktım. Kısacık dilimler halinde ve büyük tehditler altında yaşanmış özgürlük anları bunlar. Birbirine eklendiğinde uzunmuş gibi görünebilir ama her birini bağımsız olarak aldığınızda kısacık süreler.


Yengecin özgürlüğünü kullandığı süreler yani yengeç zamanı çok kısıtlı. Ama insanın özgürlüğünü kullanabildiği zamanlardan az değil. Çünkü, doğanın kurallarının yanısıra kendi kendine uyguladığı, doğada olmayan bazı kuralları var insanın. Giyiminden tutun davranışına kadar. Bunlarla yaşamayı özgürlüğün kısıtlanması olarak algılarsanız bizim özgürlük zamanımız yengeç zamanından fazla değil. Hele bunlara bir de düşünce kısıtlarını eklerseniz özgürlüğümüz neredeyse yalnızca rüyalarımıza kalıyor.

(İlk kez 17.07.2005 tarihinde Radikal'de yayımlandı.)


Eğer uçsuz bucaksızmış gibi duran ufka dalıp gitmez ya da birbiri ardına öndekinin gölgesiymiş gibi sıralanmış dağların gizemli görünümüne kapılmazsanız onu görmemeniz olanaksız.


Islak kumların ortasındaki deliğinden çıkıyor, şöyle bir havaya dikiliyor, makaslarını sanki havayı kesecekmiş gibi iki yana açarak yukarı kaldırıyor, sonra hızla önce sola, sonra sağa yan yan yürüyor. Yürümek ne kelime, sanki uçuyor. Dikkatlice bakmazsanız güçlü esen rüzgârın önüne katılmış uçuyor sanabilirsiniz. Öyle yuvasından efelenerek çıkışına bakmayın siz, aslında en ufak bir şeyden tedirgin olunca uçarcasına dönüp hemen yuvasına sığınıyor.


Sözünü ettiğim küçücük bir kum yengeci. Dalgaların etkisini yitirdiği, ama ıslatmaya devam ettiği yerde sanki boruyla açılmış gibi bir yuvası var. Yaklaşıp baktım. Ben yaklaşınca o hemen yuvasına saklandı. Yuvanın dibi görünmüyor. Oldukça derin olsa gerek. Herhangi biri yuvasının yakınına geldiğinde ya da dalgalar oraya kadar ulaştığında yuvasına girip, derinlere saklanıyor. Önce anlayamadım niçin dalgalardan kaçıp yuvasına saklandığını. Çünkü suda yaşıyor yengeç. Ayrıca dalgalar geldiğinde yuvasına saklansa da dalgalar gelip yuvasının içine kadar giriyor. Hatta yuvasının üstü kapanıyor bir süre. Yani sudan tam olarak kaçamıyor. Dalgalar çekildikten bir süre sonra üstü kumlarla kapalı, ama hala yuva olduğu belli olan yerde bir kıpırdanma başlıyor. Sonra kum taneleri iki yana devriliyor ve yengeç yine çıkıyor dışarı. Yine aynı efelenme. Makaslarını önce iki yana açıyor, sonra sanki havayı kesecekmiş gibi yukarı sallıyor. Biraz önce dalgalardan kaçan o değilmiş de başkasıymış gibi sanki. Öylesine cesur, öylesine mağrur. Aslında dalgalardan kaçmasının nedeni sürüklenme korkusu. Dalgalar öylesine güçlü ki koca koca insanları çekip sürüklüyor. Böyle ufacık bir yengeci sürüklememesi mümkün değil. Oysa o karada olmak istiyor. Karada olacak ama hafif ıslak bir zeminde. Çünkü ıslak olmayan kum ateş gibi yanıyor.


Yuvasını her terkedişinde son derecede hızlı bir aranma içinde görünüyor. Yiyecek bir şeyler arıyor. Ne yer bir yengeç? Bu konudaki bilgimin yeterli olmadığını anlıyorum düşününce. Yengeçlerle ilgili olarak izlediğim belgesel filmleri gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Boşuna çaba, hiçbir şey hatırlamıyorum. Bitki mi yerler? Yoksa balık ya da deniz böcekleri gibi şeyler mi? Yoksa hepsini mi? Bu kum yengeci sanki kumdaki böcekleri kolluyor gibi. Açlık bir yandan, üzerine basılma tehlikesi bir yandan, dalgaların onu alıp sürüklemesi tehdidi öbür yandan. Bunların hepsi bir araya gelince yengecin zamanı çok değerli hale geliyor. Kısacık bir süre içinde bir şeyler bulup yemesi ve açlığını gidermesi gerek. Onun için yuvasından çıkar çıkmaz başlıyor uçar gibi bir sağa bir sola koşturup durmaya. Böylesine kısıtlı bir zaman diliminde yaşamını sürdürmeye çalışıyor yengeç. Bu kısıtlı süreye ben “yengeç zamanı” adını aktım. Kısacık dilimler halinde ve büyük tehditler altında yaşanmış özgürlük anları bunlar. Birbirine eklendiğinde uzunmuş gibi görünebilir ama her birini bağımsız olarak aldığınızda kısacık süreler.


Yengecin özgürlüğünü kullandığı süreler yani yengeç zamanı çok kısıtlı. Ama insanın özgürlüğünü kullanabildiği zamanlardan az değil. Çünkü, doğanın kurallarının yanısıra kendi kendine uyguladığı, doğada olmayan bazı kuralları var insanın. Giyiminden tutun davranışına kadar. Bunlarla yaşamayı özgürlüğün kısıtlanması olarak algılarsanız bizim özgürlük zamanımız yengeç zamanından fazla değil. Hele bunlara bir de düşünce kısıtlarını eklerseniz özgürlüğümüz neredeyse yalnızca rüyalarımıza kalıyor.

(İlk kez 17.07.2005 tarihinde Radikal'de yayımlandı.)
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2474
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz