40 Yaşındasın Şiiri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

40 Yaşındasın Şiiri

Mesaj  Admin Bir Çarş. Nis. 15, 2015 5:13 pm

Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah Azze ve Celle

Ya Rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte
Bir yaşındasın,
Beni Sa'd yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar,
Bu yüzden dargın bulutlar,
Bir damla yağmur indirmiyor!
Kıtlık hüküm sürüyor Beni Sa'd yurdunda,
Minicik bir bulut var gökyüzünde,
Sana aşık...
Ayrılmıyor başucundan,
Ve insanlar yağmur duasında...
Hz.Halime kucağına alıyor seni,
Yüzünde bir gölgelik...Seni Güneşten korumak için,
Oysa minicik bulut gökyüzünde;
Sana meftun, sana kilitli...
Ve dua eden annenin  kucağındasın,
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor annen,
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da.
Ama sen unutmuyorsun.
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun,
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına,
Büyüyor, büyüyor...
Sonra nazlı  nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan,
Fakat çoğu bilmiyor yağmurun geliş sebebini,
Çoğu bilmiyor seni...

Altı yaşındasın.
Medine-i Münevvere yolundasın.
Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen,
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında,
Sonra yolda, Ebva'da öksüzlük karşılıyor seni.
Mekke'ye annesiz giriyorsun,
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni,
Ebu Talip bir başka seviyor.

Ya Rasulallah;
Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında?
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın?
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva'ya?
Kaç gece anne diye hıçkırdın?
Efendim!
Senin yerine de anne dedik annemize,
Senin yerine de baba dedik!

Yirmi beş yaşındasın;
Ve bambaşkasın.
Kimse sana denk değil,
Şefkat yayıyor kokun,
Güven veriyor sesin,
Sen Muhammed-ül Emin' sin!

Otuz üç yaşındasın,
Dalga dalga rahmet var.

Otuz beş yaşındasın;
Hadi gel! bekletme Yar!
İniltiler çalıyor kapısını göklerin,
Hadi gel! bekletme Yar!
Sinesi çatlayacak ,Rasul bekleyenlerin...
Hadi gel! Ey Yâr!
Nur Dağı'na davet var!

İşte
Kırk yaşındasın;
Hira Nur Dağı'ndasın,
Cibril iniyor göklerden,
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor,
Sen Kâinatın yüreğinden hasretle kopan " ah! " sın!
Karanlık gecelerimize sabahsın,
Sen Nebiyullahsın,
Sen Habibullahsın,
Sen Rasulullahsın!

Niye incittilerki Seni Sultanım?
Niye işkence yaptılarki Sana?
Ebu Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar?
Himayesiz kaldın diye mi?
Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne,
" Amca, yokluğunu ne çabuk hissettirdin? " deyişin,
Harem'de namaz kılışın geliyor aklımıza,
Başına pislikler saçılıyor,
Başlar feda o mübarek başına,
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar,
Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru,
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş Arş-ı Âla,
" Bu koşan kimdir ?" diye bir soru dolaşıyor boşlukta,
Bu koşan kim?
Ve cevap veriyor biri:
Muhammed' in kızı Fatımatüz-Zehra!
Velilerin anası...
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın,
Sana yeryüzünde en çok benzeyen,
Gülmesi sen, ağlaması sen,
" Ağlama kızım!" deyişin geliyor aklımıza,
Niye çıkardılar ki yurdundan seni?
Himayesiz kaldın diye mi?
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni?
Seni yetim bulup barındıranı?
Seni alemlere Rahmet Kılanı!
Onlar deli diyorlardı Sana, Sen susuyordun,
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, Sen susuyordun,
"Seni bizim elimizden kim kurtaracak?" diyorlardı,
Sen,
Sen " Allah! " diyordun,
Allah Azze ve Celle,
Semayı haşyet kaplıyordu,
Sen " Allah! " diyordun,
Arş-ı Âla titriyordu,
Bedir' de " Allah! " diyordun,
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda,
Yüz yirmi beş bin sahabi :
" Anam, babam sana feda olsun! " diyordu.

Ya Rasulallah,
Medine-i Münevvere sokaklarında yürüyordun,
Neccar Oğulları'nın küçük kızları seni görünce,
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi.
" Beni seviyor musunuz? " diye sormuştun onlara,
" Seni çok seviyoruz ya Habiballah " demişlerdi.
Sen de:
" Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum." demiştin,
Bu gün yaşayan gençler var,
Neccar Oğulları'nın kızları değil belki,
Ama seni onlar da çok seviyor.
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar,
Senden başka kimseleri yok!
Allah biliyor ki! Sen onları da çok seviyorsun.

Altmış üç yaşındasın,
Refik-i Âla duasındasın,
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu,
Kenarları beyazdı.
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın,
Ve mübarek ellerini dizine vurarak :
" Görüyor musunuz ne kadar güzel? " demiştin.
Meclisinde bulunan bir Sahabi sana seslenmişti :
" Anam, babam sana feda olsun ya Rasulallah, onu bana ver! "
Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile?
İstendiğinde katiyyen " hayır " demediğini bile bile,
Ama Sen biliyordun niyetini,
" Peki " dedin o zata,
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin,
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı,
Aynı cübbeden yine diktiler,
Ama giyinmek nasip olmadı.
Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre' nin diliyle :
" Benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı diyecekler. "
Ve Hz. Enes 'le paylaşmıştın özlemini,
" Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim."

Sultanım!
Ey Medine minberinde " ümmeti, ümmeti! " diye hüznü giyen Sevgili!
Ey Mekke mihrabında alemler hesabına " Allah! " diyen Sevgili!
Bize lütfu İlahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik!
Rabbinden bize ne getirdi isen amenna!
Duyduk, itaat ettik!

Ya Rasulallah!
Sen hâlâ kırk yaşındasın,
Ve hâlâ ümmetinin başındasın...
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2476
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz