Süleyman Hilmi Tunahan

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Süleyman Hilmi Tunahan

Mesaj  Admin Bir Perş. Eyl. 17, 2015 1:29 pm

Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretlerinin 56. Seneyi Devriye Münasebetiyle…

Kur’ana adanmış bir ömür, Peygamberimizin izini süren Allah dostu

    Her büyük insanı anlatmak güçtür. Sadece anlatmak değil, anlamak da zordur.

Ne yazsanız asıl yazılması gerekenleri yazamadığınızı düşünürsünüz. Süleyman Efendi’yi anlamak ve anlatmak, gücümüzü aşar. Hizmet ettiği devrin şartlarını düşündüğünüzde, insan ömrüne zor sığacak tarihi hadiseleri ibretle yorumladığınızda, bizlere intikal eden manevî mirasa nasıl sahip çıkmamız gerektiğinin de dersini alırsınız. Allah’ın hıfzu himayesinde olunmadan bu kabil faaliyet ve hizmetlerin verilmesinin mümkün olmadığının idraki içinde

olursunuz.

Kur’an indirildiği geceyi bin aydan daha hayırlı ve bereketli kılarsa, indiği ayı diğer aylardan üstün ay haline getirirse; Ona hizmet edeni de elbette üstün kılar. Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretlerinin büyüklüğü ve farklılığı, Allah Kelamı’nı okuma ve okutma seferberliğini gerçekleştirmesi ve Allah Rasulünün sünnetini ihya etmesi, o izi sürmesiyledir.

Peygamber Efendimiz: “Allah her yüzyılın başında bu Ümmete dinini yenileyecek birini gönderir”buyurur. Hadiste zikredilen yenileme dinde değil, Müslümanlar üzerindedir. Zayıflayan dine bağlılık, dini anlayışı, idraki yenileme vazifesini bu insanlar yerine getirir. Bu gönderilenlerin muayyen bir zamanı ve yeri yoktur. Allah dilediğini, dilediği zamanda gönderir. Aynı zamanda, dilerse birden fazla âlimi de gönderir. O fetret döneminde gönderilen muallim, mücahid, müceddit, mürşid ve mürebbî bir dâvâ adamının adı Silistre’li Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleridir. (rahmetullahi aleyh)

Kur’an hizmeti veren birisinden bahis mevzu açılınca ilk aklıma gelen hadis-i şerif:

“Allah, bu dinde fidanlar eker, onları kulluğunda kullanır.” Hadisidir.Hadis sahihtir ve kıyamete kadar geçerliliğini koruyacaktır.

Hadis, mecâzî bir ifade ile söylenmiştir. Fidanlar, ormanlık alan oluşsun diye dikilmiş ince odun parçacıkları değildir. Fidanlar, Rabbimizin dinini ayakta tutmak için özel olarak hazırladığı kullarıdır. İslam’ı yeryüzüne hâkim kılma projesinin sahibi Allah’tır. Projenin yürütme görevlisi ise kullarıdır. Kullarından bazılarını da özel olarak bu proje için hazırlamaktadır, Rabbimiz. Bu müjdeyi veren Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetinin fidanları yarışsın ve çoğalsın istemektedir. Fidanlık mevsimi geçmeden özel proje grubuna girmek için var gücü ile çalışan bir ümmet sırtı yere gelmeyecek bir ümmettir. O fidanlık mevsimi de gençliktir. Ayrıca “Âlimler Peygamber (sav)in varisleridirler.” Hadis-i şerifi de bu hususta unutulmamalıdır.

SAHABİDEN EBU KATADE (R.A) BİR HATIRASINI ANLATIYOR: “PEYGAMBER’İNİ KORUDUĞUN GİBİ ALLAH DA SENİ KORUSUN!”

“Resûlullah (s.a.v), bir sefer öncesi bize konuşma yapıp buyurdu ki: “Sizler bugün öğleden sonra ve gece boyu yürüyecek, yarın da suya kavuşacaksınız.” Bunun üzerine insanlar birbirlerine bakmadan yola koyuldular. Resûlullah (s.a.v) de yola koyuldu. Ben yanı başında idim. Gece yarısı oldu. Yavaş yavaş uyuklamaya başladı. Hayvanının üzerinde eğildi, kaldı. Hemen yetişip onu uyandırmadan hayvanının üzerinde dik duruncaya kadar doğrulttum. Yoluna devam etti. Biraz daha vakit geçince tekrar eğildi. Ben yine onu uyandırmadan doğrulttum. Yola devam etti. Vakit iyice ilerlediği bir anda tekrar eğildi. Bu sefer sanki düşecek gibiydi. Neredeyse de düşüyordu. Ben yanına varıp onu doğrulttum. Bunun üzerine başını kaldırıp: “Kimdir o” dedi. “Ebu Katâde…” dedim. “Ne zamandan beri benim yanımda yürüyorsun böyle?” dedi. “Gece boyu böyle yürüdüm.” Dedim. Bunun üzerine buyurdu ki: “Peygamber’ini koruduğun gibi Allah da seni korusun.”

Peygamberimizin kendisi yok ama O’na gönderilen Kitabımız Kuran-ı Kerim, O’nun Sünneti, O’nun hadisleri hep var ve hep var olacak. Bu hizmeti yapan, neşreden, koruyan, kollayan, hassasiyet gösteren Süleyman Efendi ve Onun gibi Allah Dostlarının, dinine sahip çıkan bütün Mü’minlerin de Peygamberimizin Ebu Katâde Hazretleri için söylediği duaya mazhar olacakları kanaatindeyim. “Peygamber’ini koruduğun gibi Allah da seni korusun”

CEREYAN EDEN HADİSELERİ YAKINDAN TAKİP ETMELERİ

Zamanının, ilim-irfan ve irşada temâyüz eden dersiâm ve ilim adamlarına, talebelerini gönderir; talebelerini onların imtihan etmelerini, din ilimlerinin yeniden ihyâ edilmekte olduğunu görerek sevinmelerini arzu ederlerdi. Nitekim dersiâmlardan Ali Haydar Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen ve Hasan Basri Çantay gibi pek çok zevâta, bu vesile ile talebelerini göndermişlerdir. Said-i Nursi, Abdulhakim-i Arvasi Hazretleri ve Sami Efendi dahil tanmış birçok zevatla muhabere etmiştir. Ayrıca talebelerini Bayezıd’a sahaflara gönderir, oradan kitap aldırır, Muzaffer ÖZAK’a “Paraları yetmezse onların istedikleri kitapları ver” diyerek onların kitap-sahaf-okuma-tetkik-tetebbuat gibi mefhumlara âşinalık kesbetmesini temine çalışmışlardır.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri'nin “Zamanının gidişâtını bilmeyen ârif-i billah olamaz” sözünü içinde bulunulan şartların bilinmesi bakımından sık sık zikrederlerdi.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, cemiyetten uzakta yaşamak yerine, cemiyetin içinde Müslümanlığı yaşatmayı tercih etmiş ve "Zâhirimiz (Dışımız) halk ile Bâtınımız (içimiz) Hak ile" buyururken, İslamiyet’e ters düşen kılık ve kıyafete de katiyyen itibar etmemiştir. (Kendileri kış-yaz ceketten uzunca pardesüden kısaca olan bir kıyafeti tercih etmişlerdir.)

Talebelerini hayatlarında, daima itidale teşvik etmiş, ifrat ve tefritten uzak kalmalarını tavsiye etmiştir. Süleyman Efendi, hayatının hiç bir zerresinde şer'i hükümlerden ve emirlerden hiç birisinden zerre kadar fedakârlık göstermemiştir. Yakın arkadaşlarının Süleyman Efendi hakkındaki şikâyetleri şöyle idi. "Efendi Hazretleri çok iyi insan fakat pek fazla müteşerri!” Yani Efendi Hazretleri çok iyi insan fakat şeriata çok fazla bağlı. Pek tabi bu bir kusur değil, meziyetlerin en büyüğü. Süleyman Efendi, şer'i meselelerde son derece celalli, beşeri münasebetlerinde ise halim, salim ve müşfik idi. Esasen, Peygamberimizin takip ettiği irşad metodu da bu değil miydi? Huzuru Şeriflerine girenler hiç bir sıkıntı duymazlar istedikleri her mevzuu rahatlıkla kendisine anlatabilirlerdi.

MATBUATA (BASIN VE YAYINA) OLAN ALAKASI TAKDİRLERİ, TEŞVİKLERİ

Dünya hâdiselerini yakından takip eder. Her sabah bir “Yeni Sabah” gazetesi aldırıp, dış politika yazarlarının yorumlarını ve önemli haberleri talebelerine muntazaman okuttururlardı. O günkü şartlarda “Ah bir gazetemiz olsa! Müslüman zenginler bu işin ehemmiyetini kavrasalar da bir gazete çıkarsalar.” Buyururlar, sonra da “Gazete, bir milletin gözü, kulağı, dili mesabesindedir” derlerdi.

Diğer günlük hâdiseleri ve dünyadaki Müslümanların meselelerini yakından takip eder, yerine göre câmi kürsüsünden dile getirirdi. O devirde bir çok vâizler günlük hâdiseleri Câmii kürsüsüne getirmeye cesaret edemezken; O, zaman zaman devlet adamlarını ikaz ederdi. Camii kürsülerinde; Fransa işgalindeki Cezayir’le ilgili, “Hükümet Cezayirli Müslümanlara yardım etmiyor, bari biz dualarımızla oradaki kardeşlerimize yardım edelim.” Diyerek dua etmişler, talebelerinin dikkatini “Dünya Müslümanları”nın üzerine çekerek onlara “Ümmet Şuuru” vermeye çalışmışlardır. Keza yine müteaddit vaazlarında “Menderes Ayasofya’yı aç!” hitaplarıyla devrin Başbakanını ikaz etmişlerdir. Ayrıca Halkı, CHP'ye rey vermekten şiddetle men etmiştir.

Dinî neşriyata ehemmiyet vermiş, Necip Fazıl'a “Büyük Doğu” mecmuasını çıkarmasında mânevi teşvikleri yanında, büyük maddî yardımlarda bulunmuşlardır. Türkiye’de Mason ve Siyonizm tehlikesine karşı milletimizi uyarıcı eserler neşreden Cevat Rifat Atilhan’ın hizmetlerine en büyük yardımı Süleyman Efendi yapmıştır. Onun kitaplarını tavsiye etmiş ve yaymıştır. Kezâ o günün şartlarında İslâm mefkûresinden yana neşredilen her eser ve mecmua onun tarafından az veya çok desteklenmiştir. Abdurrahim Zapsu “Ehl-i Sünnet” mecmuasından, Sebilürreşad’dan, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’nin Serdengeçti dergisine, Abdullah Işıklar’ın Fetih Gazetesinden Sinan Omur'un “Hür Adam” mecmuasına kadar…

TEBLİĞ VAZİFESİ, İLMÎDİR. KAYNAĞI VAHİYDİR

Süleyman Efendi’de bir mürşid-i kâmil’in “ilmîlik” arzeden meseledeki hassasiyetini görüyoruz. Nasıl mı? İşte tatbikatlarından bir hatıra:

Zirâi mahsulün (ortaya çıkmadan önce) satılmasıyla ilgili olarak (yetiştirdiği) talebeleri bir soru sorar. Bir kaynak ismi vererek, araştırılması tavsiyesinde bulunur. Soruyu dinleyip bilahere cevabını verebilirdi. Zaten talebeleri, “sorup, ayak üstü cevap beklemek” tavrında değil, “arz etme” âdâbı içindedirler. Öyle yapmayıp “Araştırınız” diyorlar. “Yetiştirilmiş” insanlar araştırırlar. Başka bir vesileyle, “Ben sizi rüşde eriştirdim, (mesuliyet şuuru içinde) kendi kararınızı kendiniz verin.” Manasında tasavvufta iradeyi iptal eden yapıya “iradeyi kullanma, irade terbiyesi” dersi vermişlerdir. Doğru eğitim usulü de esasen budur. Talebeleri konuyu araştırırlar; fakat sadece bir kaynağa bakmakla iktifa ederler. Oradaki kavil, satışın caiz olmadığı şeklindedir. İtirazlar vuku bulunca, tekrar müracaat etmek ihtiyacını duyarlar. Bu defa verdiği ders şudur: Bir yere bakmakla iktifa etmenin doğru olmayacağını, “maslahata uygunluk” açısından râcih kavlin ne olduğunun araştırılması gerektiğini söyler. Öyle yaparlar ve “mesele” halledilir. Buradaki gaye, sorulan meseleyi halletmekten ziyade, o vesileyle “usul dersi” vermektir. Bir başka usul dersi: “Cimri âbid ve zâhid dahi olsa cennete giremez” hadisiyle alakalı olarak talebelerine; İnsanın sahavet damarlarında tutukluk vardır. Onun açılması için vereceğimiz zekat, fitre ve benzeri hayırları bahil-cimri olan kimselere teslim ederek, "Şunu filan müesseseye, yahut filan kimseye veriver" derseniz, o da vermeye alışır. Bu suretle hem sizin verdiğiniz makbul olur hem de vermeye teşvik ettiğiniz için me’cur olursunuz.

Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleriyle ilgili bir naklî tesbit de şudur:

Talebelerinden biri, bir gayr-i Müslim vatandaşa borçludur. Fakat adam vefat etmiştir. “Yakınlarını arayın bulun, onlara ödeyin.” Der. Kimse bulunamaz. Gayr-ı Müslim vatandaşın hakkı, ödenmeden kalacak! Sonunda şu yolu gösterirler: “Git, bağlı bulunduğu kiliseyi öğren. Parayı oraya ver.” Yani üzerimizde gayr-i Müslim vatandaşın hakkı kalmasın! “Tebliğ”i soran talebesine verdikleri cevap: Tebliğ vazifesi, ilmîdir. Kaynağı vahiydir. Bütün âyetler ve hadisler, tebliğin şumulüne girer.

SIVACI USTASINDAN MÜFTÜ OLUR MU?

Yapı ustasından, demirciden, kalaycıdan, terziden müftü olur mu? İşte Süleyman Efendi bunlardan müftü, vaiz yetiştirdi ve onlara, yıllarca Ümmet-i Muhammede hizmet ettirdi.

Çatalca taraflarında çeşitli köylerde çiftlik tutup ders okuttukları, inşaatları dolaşıp işçilere “yevmiyelerinizi muntazaman ben vereyim. Burada çalışma yerine size dinî ilimleri okutayım” tekliflerine can korkusundan talebe bulamadan geri dönmeleri, takibatlar, baskınlar, tutuklanmalar, vs. Öyle zamanlar oldu ki, talebeyle bir yerde toplanıp okutmak imkânı kalmadı. Taksi kiralayıp İstanbul’u gezermiş gibi okutmayı denedi. Ve bir ara şartlar o kadar ağırlaştı ki, elde kitap taşımak, kitaptan okutmak imkansız hale geldi. Ve dünyada eşine rastlanmayan bir usûle başvurdu. Bir kaç talebesi ile Haydarpaşa Gar'ından Ankara istikametine giden trene biniyor, Arifiye istasyonuna kadar ezberden ders okutuyordu. Arifiye istasyonunda iniyor, Ankara’dan gelen trene binerek İstanbul’a kadar okutmaya devam ediyordu.

HER HALÜKARDA İLMÎLİKTEN UZAKLAŞILMAMIŞTIR

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri her halükarda ilmîlikten uzaklaşmamış yapılanları mutlaka ilmî temele oturtmuştur. Umumiyetle şifahî kültüre dayanan tasavvufî yapılanmaları “kitabîliğe” mesned teşkil ettirmişlerdir. Bunda da, mürşid-i kâmilliği yanında birincilikle bitirdiği Medresetül Mütehassısinin (Süleymaniye Medresesi) Hadis ve Tefsir Şubesi müderrisliğinde bulunmasının payı büyüktür. İlaveten Medresetül Kuzâtta da (Hukuk Fakültesi) tahsilini yapıp diplomasını iyi derece ile alıp kâdılık (hâkimlik) rütbesine de ulaşmışlardır. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihraz etmişlerdir. Bu özellikleri, belki de mürşidlerin içinde onu farklı kılmaktadır.

Kur'an'ı Kerim'i en kısa zamanda okumayı öğreten, Elif Cüzü'nden başka kitap yazmamıştır. Bir zamanlar Akaid dersi okuturken başlattığı Takrir yazdırma işinden vazgeçmiş talebelerine şöyle demiştir: "Duydum ki bazıları, hocalarının yazdığı kitabı okumak, her şeye yeter diyorlarmış ve yerine göre Kur'an'dan üstün tutuyorlarmış. Ben talebelerimin bu sapıklığa düşmelerinden korkarım. Her ilim yazılıdır. Ben anahtarını size okutuyorum."

İslamiyeti, tercüme kitaplardan yahut kendi yazdığı eserlerden öğretmek yerine, Hz. Ali'nin (r.a) hazırladığı Emsile'den başlayarak, bütün büyük ulemanın bilhassa Osmanlı medreselerinin takip ettiği Temel ders kitapları vasıtasıyla İslâmiyeti kaynağından, orijinal dilinden Arapçadan okutmuş ve öğretmiştir. ÖŞÜR farizasını Türkiye'de yeniden ihya için çalışmıştır. "Öşür" tıpkı zekat gibi Allah'ın emridir. Ziraat mahsulünden "onda bir" olarak verilir. Osmanlı tarihi boyunca bu ilahi emre uyulmuştur. Sultan Abdulhamid Han'dan sonra devlet öşrü kendisi toplayıp fakirlere vermek yerine bazı komisyonculara satmıştır. Onlara "aşar" adı verilmiştir. Bunlar vatandaşa zulmetmişlerdir. Bu zulüm yüzünden de öşür unutturulmuştur.

SÜLEYMAN EFENDİ VE TASAVVUF

Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri tasavvufta İmam-ı Rabbani’ye bağlıydı. Talebelerine “İmam-ı Rabbani evlatlarısınız..” Demiştir. İmam-ı Rabbani’yi ve O’nun tecdidini bilmeyen, Süleyman Efendi’yi anlayamaz da, anlatamaz da. Doğru tasavvufu (ehl-i sünnet tasavvufunu) anlamak için bu hususun bilinmesi lazımdır.

“Tasavvuf” kelimesine takılıp kalmamak lâzım. Asıl olan, Tasavvufun özüdür, keyfiyetidir. Bir büyük zat, vaktiyle, “eskiden tasavvufun adı yok, kendi var idi, şimdi adı var kendi yok” demiş. İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubatında, “İnsanlar kıyamet günü, (Öbür âlemde) ancak şeriattan sorulacaklar (mes’ul tutulacaklar), tarikattan değil.” Buyurmuşlardır. “Kurb-u nübüvvet yolunda istikamet önemlidir, keramet değil.” Sözleri önemlidir. “Keramet peşinde koşmayınız. Havada uçmak keramet olsaydı, kargalar, yarasalar da havada uçuyor, denizde yürümek keramet olsaydı, köpek balıklarından diğer mahlûkata kadar bir sürü varlık da bu işi yapıyor. Asıl keramet; Allah’ın dinine hizmettir. İstikamet üzere olmaktır. İfrat ve tefride düşmemektir. Efdaliyet hastalığından kurtulmaktır.” tavsiyesinde bulunmuşlardır. İmam-ı Rabbani Hazretleri “Fevkaladelikler peşinde koşmayınız. Âlemin bildiği bize yeter.” Sözleriyle de bizleri itidale dâvet etmektedirler. Belki de talebelerine “İmam-ı Rabbani evlatlarısınız” deme sebeplerinden birisi de budur.

Tasavvufun İslam akidesini tahrip ve tahrif etme sürecini durdurma mücadelesi veren, Tasavvufun aslının veya çıkış maksadının ihyası için uğraşan, İmamı Rabbani Hazretlerini ve en önemli eseri Mektubat’ı tanıtan Süleyman Efendi, Tasavvufu, Allah’a davette daha dikkatli ve hassas olup adam kazanma (hidayetlerine vesile olmayı), ibadette ihsanı, muamelatta zühd ve takvayı esas alan, ilimden kopmayan, âyet ve hadisleri hayat tarzı olarak gören, İslâm’ı neş’e ve sürur içinde yaşamanın yolu olarak gösterir.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, 1924 ile 1959 arası Kur'an-ı Kerîm okutmak için İstanbul'da Osmanlı sisteminde Medrese adı verilen özel okulunda kendi geliştirdiği eğitim sistemi ile çok sayıda öğrenci okuttu.

Bu medreseler mevcut Cumhuriyet dönemi yasalarına aykırı olduğu için eğitim faaliyetleri gizlilik içinde yürütüldü.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, Süleymancılık akımını kesin bir dille reddetmiştir. Süleyman Efendi, 1959 yılında devletin bir memuru olarak vefatından sonra da uzun bir dönem bu eğitim faaliyetleri gizli kalmıştır.

Tunahan Hazretler, 1924 yılında Tevhidi Tedrisat Kanununun çıkması üzerine merkezi İstanbul'da bulunan MÜDERRİSİİN CEMİYETİ'ne mensup 500 civarında din adamını acilen toplantıya çağırdı.

Kendisi o tarihte bu cemiyetin idare heyeti azası ve Katib-i Umumisi ( Genel Sekreter) idi.

Tunahan Hazretleri burada yaptığı tarihi konuşmasında,dinin devamının kendi ellerinde olduğunu, her birinin 2 öğrenci yetiştirmesi halinde 2 nesil daha dinin unutulmayacağını anlattı.

Aynı toplantı sonunda resmi makamlara gönderdiği bir telgrafta "Biz aşağıda isim ve imzaları bulunan dersiamlar hiçbir ücret talep etmeden Müslüman çocuklarından arzu edenlere din dersi vermeye hazırız" diyerek izin istedi, ancak resmi makamların "Memlekette Tevhid-i Tedrisat Kanunu yürürlüktedir. Hilafına hareket şiddetle ceza-i müstelzimdir" cevabı üzerine kendisi ve birkaç dersiam dışında din adamlarının tamamı geri adım attılar.

Okutmaya talebe bulamayıp kendi kızlarını okutarak başlamış, daha sonra birer ikişer talebeleri artmıştır. Kur'an-ı Kerîm dersleri gizlilik içinde, izbe ve soğuk mekânlarda şehir içi taksi yolculuklarında, tren kompartımanlarında yürütülmüştür.

Daha 30 yaşındayken profesör unvanı alan Süleyman Hilmi Tunahan, aynı zamanda hukuk fakültesini yüksek dereceyle bitirmiştir. Çok sayıda Kur'an kursu hocası, vaiz ve müftü yetiştirmiştir.


Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz