FEN BİLGİSİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

SES NASIL YAYILIRl

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mart 16, 2016 9:07 am

Ses bir enerji türüdür ve dalgalar halinde yayılır. Ses dalgalarının yayılabilmesi için ses dalgalarının kaynağından çıktığı ortamda taneciklerin olması gerekir. Bu nedenle ses dalgaları katı, sıvı ve gaz gibi maddelerde yani maddesel ortamlarda yayılabilir. Boşlukta, maddesel ortam yani tanecikler olmadığı için ses kaynağının titreşim sonucu yaydığı titreşim enerjisi taşınamaz ve ses boşlukta yayılmaz.
Ses dalgaları su dalgalarına benzer fakat su dalgaları gibi görünen dairesel dalgalar şeklinde değil, görünmeyen küresel dalgalar şeklinde yayılır.
Ses dalgaları, ortamdaki taneciklerin kendilerinin değil, taneciklerin titreşim enerjilerinin taşınması sonucu oluşur. Ses kaynağından çıkan ses dalgaları, yayıldığı ortamdaki maddenin taneciklerini titreştirir. Titreşen tanecik etrafındaki diğer tanecikleri titreştirir ve bu nedenle ses bir tanecikten diğerine yayılır.
Cisimlerin titreşmesi ile meydana gelen sesin kulağımıza kadar gelebilmesi için ses kaynağı ile kulağımız arasında katı – sıvı – gaz gibi esnek bir ortamın bulunması gerekir.

NOT :

1- Çevremizde ses çıkaran sayısız varlık vardır. İnsanlar, hayvanlar, taşıtlar, müzik  aletleri, şelale, rüzgâr, yağmur ses çıkaran varlıklardandır.
2- İnsanların birbirleriyle iletişim kurmaları, duygu ve düşüncelerini aktarabilmeleri için konuşmaları gerekir. Konuşmanın temel öğesi sestir ve insan sesi de titreşim sonucu oluşur.
3- Güneş`in yaydığı ışık Dünya`ya ulaştığı halde Güneş`te oluşan patlamaların sesi duyulamaz. Bunun nedeni sesin yayılması için maddesel ortam gereklidir. Uzay boşluğunda maddesel ortam olmadığı için Güneş`te oluşan patlamalar duyulamaz.
4- Saat, hava dolu fanusta iken çalarsa sesi duyulabilir. Fakat havası tamamen boşaltılmış fanusta çalarsa sesi duyulamaz. Bunun nedeni, sesin boşlukta yayılamaması ve sesin yayılabilmesi için maddeye ihtiyaç duymasıdır.
5- Sesin Yayılmasına Örnekler :
• Sesin yayılması yan yana dizili madeni paralara benzetilebilir. Baştaki paraya kuvvet uygulanınca bu paranın enerjisi sırasıyla diğer paralar tarafından en sondaki paraya iletilir.
• İki pet bardak ve bunları birbirine bağlayan iple sesin yayılması sağlanabilir.
▪ Ses bu olayda katı ve gaz halindeki maddelerde yayılmıştır.
▪ Ses, 1. kişinin ağzından çıkar ve hava tarafından 1. pet bardağa ulaşır.
▪ Ses, 1. pet bardaktan ipe ve ipten de ikinci pet bardağa ulaşır.
▪ 2. pet bardaktan havaya yayılır ve 2. kişiye ulaşır.
• Bir yüzücünün su altında çıkardığı ses, su altındaki diğer kişiler tarafından duyulabilir.
• Diyapazona lastik tokmağı ile vurulunca, tokmağın enerjisi diyapazona aktarılır. Diyapazonun titreşen kolu, kendisine değen hava moleküllerini titreştirir. Bu hava molekülleri titreşirken (ileri – geri hareket ederken) etrafındaki diğer hava moleküllerini de titreştirir ve havada görünmez bir dalga hareketi oluşur.
• Bir hoparlörden ses yayılırken hoparlördeki kağıt (koni) ileri – geri titreşir. Bu kağıt ileri (dışa) doğru hareket ettiğinde önündeki hava moleküllerini iterek sıkıştırır. Hoparlördeki kağıt geriye (içeri) doğru hareket ettiğinde önündeki hava moleküllerinin arasını açar. Bu şekilde sürekli sıkışan ve ayrılan hava molekülleri ses dalgalarını oluşturur.
• Kırıcı ile delme işlemi yapılırken kırıcının ucunun titreşmesi ile oluşan ses, hava tanecikleri sayesinde dalgalar halinde yayılır. Ses dalgalarının yayılabilmesi için ses dalgalarının kaynağından çıktığı ortamda taneciklerin olması gerekir. Bu nedenle ses dalgaları katı, sıvı ve gaz gibi maddelerde yani maddesel ortamlarda yayılabilir. Boşlukta, maddesel ortam yani tanecikler olmadığı için ses kaynağının titreşim sonucu yaydığı titreşim enerjisi taşınamaz ve ses boşlukta yayılmaz.
Ses dalgaları su dalgalarına benzer fakat su dalgaları gibi görünen dairesel dalgalar şeklinde değil, görünmeyen küresel dalgalar şeklinde yayılır.
Ses dalgaları, ortamdaki taneciklerin kendilerinin değil, taneciklerin titreşim enerjilerinin taşınması sonucu oluşur. Ses kaynağından çıkan ses dalgaları, yayıldığı ortamdaki maddenin taneciklerini titreştirir. Titreşen tanecik etrafındaki diğer tanecikleri titreştirir ve bu nedenle ses bir tanecikten diğerine yayılır.
Cisimlerin titreşmesi ile meydana gelen sesin kulağımıza kadar gelebilmesi için ses kaynağı ile kulağımız arasında katı – sıvı – gaz gibi esnek bir ortamın bulunması gerekir.

NOT :

1- Çevremizde ses çıkaran sayısız varlık vardır. İnsanlar, hayvanlar, taşıtlar, müzik  aletleri, şelale, rüzgâr, yağmur ses çıkaran varlıklardandır.
2- İnsanların birbirleriyle iletişim kurmaları, duygu ve düşüncelerini aktarabilmeleri için konuşmaları gerekir. Konuşmanın temel öğesi sestir ve insan sesi de titreşim sonucu oluşur.
3- Güneş`in yaydığı ışık Dünya`ya ulaştığı halde Güneş`te oluşan patlamaların sesi duyulamaz. Bunun nedeni sesin yayılması için maddesel ortam gereklidir. Uzay boşluğunda maddesel ortam olmadığı için Güneş`te oluşan patlamalar duyulamaz.
4- Saat, hava dolu fanusta iken çalarsa sesi duyulabilir. Fakat havası tamamen boşaltılmış fanusta çalarsa sesi duyulamaz. Bunun nedeni, sesin boşlukta yayılamaması ve sesin yayılabilmesi için maddeye ihtiyaç duymasıdır.
5- Sesin Yayılmasına Örnekler :
• Sesin yayılması yan yana dizili madeni paralara benzetilebilir. Baştaki paraya kuvvet uygulanınca bu paranın enerjisi sırasıyla diğer paralar tarafından en sondaki paraya iletilir.
• İki pet bardak ve bunları birbirine bağlayan iple sesin yayılması sağlanabilir.
▪ Ses bu olayda katı ve gaz halindeki maddelerde yayılmıştır.
▪ Ses, 1. kişinin ağzından çıkar ve hava tarafından 1. pet bardağa ulaşır.
▪ Ses, 1. pet bardaktan ipe ve ipten de ikinci pet bardağa ulaşır.
▪ 2. pet bardaktan havaya yayılır ve 2. kişiye ulaşır.
• Bir yüzücünün su altında çıkardığı ses, su altındaki diğer kişiler tarafından duyulabilir.
• Diyapazona lastik tokmağı ile vurulunca, tokmağın enerjisi diyapazona aktarılır. Diyapazonun titreşen kolu, kendisine değen hava moleküllerini titreştirir. Bu hava molekülleri titreşirken (ileri – geri hareket ederken) etrafındaki diğer hava moleküllerini de titreştirir ve havada görünmez bir dalga hareketi oluşur.
• Bir hoparlörden ses yayılırken hoparlördeki kağıt (koni) ileri – geri titreşir. Bu kağıt ileri (dışa) doğru hareket ettiğinde önündeki hava moleküllerini iterek sıkıştırır. Hoparlördeki kağıt geriye (içeri) doğru hareket ettiğinde önündeki hava moleküllerinin arasını açar. Bu şekilde sürekli sıkışan ve ayrılan hava molekülleri ses dalgalarını oluşturur.
• Kırıcı ile delme işlemi yapılırken kırıcının ucunun titreşmesi ile oluşan ses, hava tanecikleri sayesinde dalgalar halinde yayılır.

Ses Dalgası ve Sesin Özellikleri (Konu Anlatımları)

Sayfayı Yazdır


SES

Ses kaynakları titreşerek ses meydana getirir. Titreşim, bir cismin ileri geri gidip gelme hareketidir. Ses veren her şey titreşir. Titreşen cisimler ses oluşturur. Ses veren cisimler esnektir. Esnek olan cisimler ses dalgaları meydana getirebilir ve ses dalgalarını iletebilir.
Ses üreten varlıklara ses kaynağı denir.Ses madde değil, enerjidir
SESİN OLUŞMASI VE YAYILMASI
Ses dalgaları titreşim kaynağından enerji taşırlar. Bu enerji, çeşitli ortamlar tarafından iletilir. Bu esnada ortam yer değiştirmez, hareket eden madde değil, hareket enerjisidir.Su yüzeyindeki dalgalar ile havada yayılan ses dalgaları farklıdır. Su dalgalarını gördüğümüz halde, ses dalgalarını göremeyiz. Ses dalgaları havada küresel olarak yayılır. Cisimlerin titreşmesi ile meydana gelen sesin kulağımıza kadar gelebilmesi için ses kaynağı ile kulağımız arasında katı-sıvı-gaz gibi esnek bir ortamın bulunması gerekir.
Yani ses boşlukta yayılmaz. Sesin farklı ortamlarda yayılma hızı da farklıdır.
Sesin yayılma hızı bazı etkenlere bağlı olarak değişir.Bunlar;
1- Sesin yayılma hızı ortamın sıcaklığına bağlıdır.
Sesin 0ºC de havada yayılma hızı 331m/s olduğu halde 20ºC de 344 m/s ‘dir. Sıcaklık artıkça sesin o ortamdaki yayılma hızı da artar.
2- Sesin yayılma hızı ortamın cinsine bağlıdır.
Ses katı maddelerde en hızlı, gaz maddelerde ise en yavaştır.
3-Sesin yayılma hızı ortamın yoğunluğuna bağlıdır.
Ortamın yoğunluğu arttıkça sesin yayılma hızı da artar.
Ses oluştuğu ortamlarda dalgalar halinde yayılır.

Titreşen her madde ses oluşturur.Fakat bu oluşan ses dalgaları aynı değildir. Ses dalgalarının bazı özellikleri vardır.Bunlardan biri genliktir. Bir dalga tepesi ile dalga çukuru arasındaki mesafenin yarısına genlik denir.Bir çukur ve birde tepeden oluşan ( bir dalga boyu) dalgaya da periyot denir.

YANKI: Ses dalgalarının bir engele çarptıktan sonra yansıyıp geri dönmesi olayına yankı denir.
Bir engele ses dalgalarını gönderip engelden yansıyan sesin, tekrar geri dönmesi arasında geçen süreden engelin uzaklığı tespit edilir.
Gemilerde deniz derinliğinin saptanması, balık sürülerinin izlenmesi,batık gemilerin yerinin saptanması için sonar cihazları kullanılır. Sonar cihazları suyun sesi iletmesi sayesinde çalışır.
Yankı olayının gerçekleşmesi için gerekli en küçük uzaklık 20ºC de yaklaşık 17 metredir. Engelle aramızdaki uzaklık 17 metreden küçük ise, yansıyıp geri dönen ses dalgalarını ayırt edemeyiz.

REZONANS:Bir ses kaynağından yayılan ses dalgaları çevredeki bazı ses kaynaklarını etkileyerek titreştirebilir.
Frekansları aynı olan kaynaklardan biri titreştirildiğinde, diğer ses kaynağının etki ile titreşmesi olayına rezonans denir.



Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geçmişten günümüze kullanılan ses teknolojilerinin gelişimi

Mesaj  Admin Bir Cuma Mart 11, 2016 9:19 am

1-Fonograf (1877 Thomas Edison)
2-Gramofon (1895 Emile Berlier)
3-KKasetçalar
4-Cd
Günümüzde bazı teknolojik araçlarda ses dalgalarının yansımasından yararlanılır. Bazı canlıların vücutlarındaki ses sistemlerini kullanması, teknolojik araştırmalar yapan bilim adamlarına ilham kaynağı olmuştur.

Sonar adı verilen sistemle deniz tabanının haritası çıkarılabilir, batık gemilerin yeri tespit edilebilir.

Ultrason adı verilen araç sayesinde ses dalgaları kullanılarak insanların iç organlarına bakılabilir.

Polis radarları aynı prensiple oto yolda hareket eden araçların hızlarını kontrol eder.

Altın, gümüş gibi takıların ve hastanelerde kullanılan teşhis ve tedavi araçlarının dezenfekte edilmesinde ses dalgaları kullanılabilir.

Sismik araçların oluşturduğu ses, yeraltındaki farklı tabakalardan yansır. Yansıyan ses incelenerek su, petrol, doğalgaz ve madenlerin yeri tespit edilebilir.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Teknolojinin Yararları ve Teknolojinin zararları

Mesaj  Admin Bir Perş. Mart 10, 2016 9:08 am


Teknolojinin Yararları Maddeler Halinde Açıklayabiliriz ;

1- İnternet sayesinde dünyanın diğer bir ucundan diğer ucuna bilgi ulaştırılabilmesi.

2- Teknoloji sayesinden insanlar çok daha kolay yaşam imkanlarına sahip olurlar ve yapacakları işler çabuk ve rahat yapabilirler. Örneğin evlerde kullanılan çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi teknolojik ürünler işleri kolayca yapmaya yararlar.

3-Evlerde bulunan teknolojik aletler yardımıyla hem bilgileri ve yiyecekleri saklarsınız hemde yapacağınız işleri daha hızlı ve basit bir şekilde yapabilirsiniz. Bu işleri yaparken daha az enerji kullanabiliriz.

4- Teknoloji tıp alanında da çok faydalı bir şeydir. İnsanların hayatına olumlu etkiler sağlamaktadır. İnsanların hastalıkların daha çabuk bulunması için tıptaki teknolojik ürünlerden yararlanılmaktadır.

5-Eğitim alanında da teknolojinin çok faydası vardır. Mesela ; episkop, projeksiyon makinesi ve televizyon gibi ürünler yardımıyla okullarda ders anlatmada kolaylık sağlanmaktadır.

6- Teknolojinin bir diğer faydası insanların düşüncelerini, duygularını daha fazla insana anlatmasının daha kolay bir hale gelmesidir. Matbaa sayesinde birçok kitap basılmış ve insanlar bu kitaplar sayesinde kültürleri gelişmiştir. Hayatımızda İnternet, gazete, televizyon, radyo ve diğer iletişim aletleri ile daha fazla insana haberler ulaştırılmaktadır.



Teknolojinin zararları oldukça fazladır. Teknoloji gelişmesi yararları yanı sıra oldukça zararları ile beraber gelişmektedir.

Çevre Kirliliğinde Teknolojinin Zararları Şunlardır ;

1 – Trafiğe her yıl çok fazla araç çıkmakta. Bu araçların yaydıkları egsoz dumanları ozon tabakasının incelmesine neden oluyor.

2- Ormanlardaki ağaçlar ; kağıt üretmek için, toprak genişletmek amacıyla denetimsizce ve düzensiz bir şekilde kesiliyorlar. Ağaçların gündüz vaktinde oksijenli solun yaparak havaya oksikenli hava yapması kısıtlanıyor.

Lausitz Brown Coal Plants in GermanyBraunkohlerevier Lausitz3- Fabrika bacasından çıkan zehirli gazlar atmosferi çok fazla kirletmekte ve bu gazlar oksijen oranını azaltmakta. Havanın kirli olması sonucunda asit yağmuru olarak bu hava toprağa iniyor ve toprağıda etkileyebiliyor.



4- Fabrikalardan atılan arsenik, siyanur ve fenol gibi toksitlerin sulara karışması,

5- Tankerler veya borularla taşınan petrolün suya karışması

6- İnorganit tuzlar, ziraat ilaçları ve yapay organik kimyasalların suya karışması

7- Radyoaktivitenin etkisi yani: Nükleer enerji santralleri, çeşitli nükleer denemeler, tıbbi içerikli üretimler ve çeşitli endüstri tipi üretimleri, radyoaktif maddeye sahip hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara ve diğer canlılara taşır. Böylece bağışıklık mekanizmasını felce uğratmak ve kansere neden olmak gibi sorunlara yol açar.

Önemli Not: Atmosferdeki ve topraktaki kirletici maddeler asırlar sonra da olsa eninde sonunda suya geçerler.

Teknolojik ürünlerin hemen hemen tamamı elektrik ile çalışmaktadır. Elektrikle çalışan bütün aletler bir elektromanyetik alan oluşturmaktadır. İnsanların beynininde kendisine ait bir elektromanyetik alanı bulunmaktadır. Bu yüzden gündelik hayatta kullanılan herhangi bir elektrikli alet insanları kötü yönde etkiler.

Baz istasyonlarına veya büyük çanak antenlere yakın yerler de manyetik kirlenmenin fazla olduğu bölgelerdir
.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Ses (Gürültü) kirliliği nedir?

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mart 09, 2016 9:09 am

Ses (Gürültü) kirliliği nedir?
Ses kirliliği diğer adıyla gürültü kirliliği; İnsanların işitme sağlığını ve algılama gücünü olumsuz yönde etkileyen, kişinin psikolojik ve fiziksel dengesini bozabilen, iş verimini düşüren, çevrenin doğallığını bozan, sanayileşme ve modern teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkmış bir çevre sorunudur.
Sesin derecesi desibel (dB) ile ölçülmektedir. Gürültünün sınırları, kesin olarak belli değildir. Fakat, 55-65 dB arası, psikolojik rahatsızlık verici gürültüler, 55-90 dB arası, huzur bozucu gürültüler, 90 dB ve üzeri, fizyolojik bozukluğa ne­den olan gürültüler olarak tanımlanmaktadır.
Ses kirliliğine yol açan etmenler nelerdir?
1- Sanayileşme
2- Plansız kentleşme
3- Hızlı nüfus artışı
4- Ekonomik yetersizlikler
5- taşıt sayısının artması
Ses kirliliğinin etkileri nelerdir?
1- Fizyolojik etkiler: Ses kirliliği geçici ya da sürekli işitme kaybına, yüksek tansiyona, solunum ve dolaşım bozukluğuna yol açar.
2- Psikolojik etkiler: Zihinsel etkinliğin azalmasına, strese,uyku düzeninin bozulmasına, sinirliliğe, dikkatin dağılmasına, iş veriminin düşmesine neden olur.
3- İş yapabilme yeteneğine etkileri: Özellikle beklenmeyen zamanlarda ortaya çıkan ses kirliliği, iş veriminin düşmesi, kendini işine verememe ve hareketlerin engellenmesi şeklinde performansı düşürücü etkiler yapar. Gürültünün öğrenmeyi ve sağlıklı düşünmeyi de engellediği deneylerle saptanmıştır.
Ses kirliliğinin önlenmesi için neler yapılabilir?
1- Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alınmalıdır. (Taşıtlara susturucu takılmalı, gerekli kontrolleri zamanında yapılmalıdır.)
2- Ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen camlar (ısıcam gibi) kullanılmalıdır.
3- Eğlence yerleri vb. ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenmelidir.
4- Gürültü yapan kuruluşlar, şehirlerin dışında kurulmalıdır.
5- Seyyar satıcıların bağırarak mal satmaları yasaklanmalıdır.
6- Evlerde başkasını rahatsız edecek şekilde gürültü edilmemelidir.
7- Ses kirliliği konusunda kişi ve kuruluşlar bilinçlendirilmelidir.
Ses kirliliğinin insan sağlığına etkileri nelerdir?
Gürültünün insan sağlığı üzerindeki etkileri hem sağlıksal hem davranışsal yönde ortaya çıkabilir. Genel olarak, “gürültü” diye adlandırılan her türlü ses insan sağlığını fizyolojik ve psikolojik olarak etkiler. İstenmeyen bu sesler sinir, saldırganlık, hipertansiyon, yüksek stres, kulak çınlaması ya da kulak uğuldaması, duyma kaybı, uyku bozuklukları gibi pek çok sonuç doğurabilir.
Bu sonuçlar içinde, stres ve hipertansiyon ciddi sağlık sorunlarına kapı açabilirken, kulak çınlamaları ve uğuldamaları unutkanlığa, ciddi ruhsal bunalımlara ve kimi zaman panik ataklara neden olabilir.
Ses kirliliğinin insan sağlığına etkilerine örnekler
Baş ağrısı ve baş dönmesi olur.
Yüksek sesle konuşma alışkanlığı oluşur.
Dikkat dağılır, iş verimi düşer.
Ses Yalıtımı Nedir?
Ses yalıtımı, sesin bulunduğu ortamdan başka bir ortama geçişini önlemek için yapılır. Bunun için duvarlar köpük, plastik, cam elyafı gibi maddelerle kaplanır. Ses yalıtımı bulunan binalarda odadan odaya, evden eve ve dışarıdan eve sesin geçişi engellenir. Böylece gürültünün olumsuz etkilerinden korunmuş oluruz.

Yüksek ses üreten bu araçların olumlu özellikleri şunlardır:
Uyarıcı niteliği vardır. Herhangi bir alarm durumunda çalan siren bizi tehlikelere karşı haberdar eder.
İletişimde kullanılır. Uzak bir noktadaki kişiye herhangi bir olayın haberdar edilmesi için - yüksek ses mesaj olarak kullanılır.
Şiddetli ses üreten teknolojik araçların olumsuz etkileri:
Gürültü kirliliğine neden olur.
Çevreye ve insana rahatsızlık verir.
İnsanlarda işitme gibi sağlık sorunlarına neden olur.
Maddi hasarlara neden olur. (Yüksek ses nedeniyle bazen camlar kırılabilir)



En son Admin tarafından Cuma Mart 11, 2016 9:22 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

gecmisten-gunumuze-kadar-kullanilmis-aydinlatma-araclari-nelerdir

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mart 02, 2016 9:28 am

Sırasıyla aydınlatma araçları: Ateş: İlk ateşin ne zaman yakıldığı bilinmiyor ama ilk insanların ateşi bulmasıyla birlikte aydınlatma çağı da başlamış oldu. İlk ateş bulunmadan önce insanlar karanlık çöktüğünde tüm işlerini bırakıp geceyi uyuyarak geçiriyordu. Zaman içinde kullandıkları taşlardan kıvılcım çıktığını, kurumuş dalları birbirine sürtünce ısındığı fark ettiler ve çok geçmeden ilk ateşi yakmayı başardılar. Ateşi yiyecekleri pişirmek, ısınmak ve aydınlanmak için kullandılar. Ateşin yakılması kolaydı ama kullanım açısından yetersizdi. Taşınabilir olmadığından istendiği gibi kullanılamıyordu.  Odun ateşi zehirli gazlar yaydığından kapalı alanlarda kullanımı tehlikeliydi. Meşale: İlk insanlar bir süre sonra ateş üzerinde pişirdiği et yağlarının yandığı fark ettiler. Sonraları odun ucuna sarılmış hayvan derilerini, hayvan yağlarının içine daldırdıktan sonra ateşe verdiler. Böylelikle daha uzun süreli yanan ve taşınabilir olan meşaleyi buldular. Meşale ilk taşınabilir ateşti. Taşınabilir olması nedeniyle büyük kullanım kolaylığı sağlıyordu. Oduna göre daha az zehirli gaz yaydığından gece kapalı alanlarda kullanımı mümkündü. Meşalenin bulunmasıyla birlikte gece balık ve yabani hayvanların avcılığı da yapılmaya başlandı. Kandil ve yağ lambası: Yine hayvan ve bitkilerden elde ettikleri yağları toprak veya çeşitli madenlerden yaptıkları kabın içine doldurup ucuna hayvan kılından yapılmış keçe ekleyip yaktılar. Bunun adı ise günümüzde kandil olarak bilinir. Meşaleye göre taşıması en kolay olan ve daha uzun süreli yanan bir aydınlatma aracıydı. Zehirli gazları çok daha az yaydığından kapalı yerlerde kullanımı çok daha güvenliydi. Ancak is çıkartarak ve pis kokular yayarak yandığından bir müddet sonra rahatsız edebilirdi. Mum: Çeşitli yağlardan ettikleri macunun içerisini pamuk veya keçeden yaptıkları fitili yerleştirerek mumu kullanmaya başladılar. Mumlarda aynı kandiller gibi özelliklere sahip. Ancak kandillerden daha az aydınlatma ve dayanma gücüne sahipti. İs çıkartmadan yanması büyük avantajıydı. Gaz lambası: Petrolün işlenmesiyle elde edilen gaz yağı bulundu. Bu yağı bir hazneye doldurdular ve üstüne cam bir fanus yaptılar. Pamuk veya keçeden yaptıkları fitili yakarak uzun süre yanabilen ve rüzgardan etkilenmeyen gaz lambasını kullanıldı. Önce aydınlatma araçlarının en gelişmişiydi. Az bir yakıtla is ve koku yaymadan çok uzun süre yanabiliyordu. Ampül bulununcaya kadar evlerde ve gece sokakların aydınlatmasında kullanılmıştır. Ampul (Akkor Ampul ve Halojen Ampul): Elektrik akımının bulunmasından sonra, bu akımın ince tellerden geçerken ısınmaya sebep olup parlama yaptığını fark ettiler. Cam bir tüpün içine geçirilen metal tel ile aydınlanma sağlanabiliyordu. Bunu da lamba veya ampul olarak adlandırdılar. Bu lambalar günümüzde halen kullanılmaktadır. Kullanımı kolay, tamamen zararsız ama pahalı bir aydınlatma aracıdır. Floresan lamba: Ardından uzun cam tüpler içerisine çeşitli gazlar koyarak elektrik akımını ışık enerjisine dönüştüren floresan lambaları kullanmaya başladılar. Floresan gazı konulanına floresan lambası, neon gazı konulanına da neon lambası gibi adlar verilir. Ampullere oranla daha az elektrik tüketmesi ve yüksek ışık vermesi nedeniyle sıklıkla tercih edilmiştir. Led lamba: Günümüzde yeni bulunan bir aydınlanma türü de bir çok evde kullanılmaya başlanan led lambalardır. Elektrikli aydınlatma araçları arasında en az tüketime sahip aydınlatma aracıdır. Bu yazı bilgimanya.com tarafından yazılmıştır. Link bağlantılı kaynak göstermek suretiyle faydalanabilirsiniz. Resim 1: Odun ateşi Resim 2: Meşale Resim 3: Basit kandil – yağ lambası Resim 4: Kandil Resim 5: Mum Resim 6: Gaz lambası Resim 7: Ampul Resim 8: Floresan lamba Resim 9: Led lamba
Kaynak sayfa: http://www.bilgimanya.com/gecmisten-gunumuze-kadar-kullanilmis-aydinlatma-araclari-nelerdir/

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aydınlatmanın Hayatımızdaki Yeri ve Önemi

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mart 02, 2016 9:24 am

Aydınlatmanın Hayatımızdaki Yeri ve Önemi

Aydınlatma teknolojisindeki gelişmelerin toplum yaşamı üzerinde olumlu etkileri olmuş ve yaşam kalitesi yükselmiştir.

Evde, hastahanelerde, havaalanlarında, otoyollarda, alışveriş merkezlerinde ve otogarlarda aydınlatma teknolojisinin ürünleri kullanılmaktadır.

Aydınlatma teknolojisi, kullandığımız pek çok araçta uyarı amaçlı kullanılır. Buzdolabının kapağı açıldığında lambanın yanması, ütü çalıştırıldığında ışığının yanması bu uygulamaya örnek verilebilir.

Aydınlatma teknolojisi sayesinde araçlar geceleri rahat bir şekilde kullanılır. Araçların lambaları, yol kenarlarındaki lambalar araçların gece kullanımını kolaylaştırır.

Denizlerde derine doğru inildikçe güneş ışığı azalır. Ortam gittikçe kararır. Ancak aydınlatma teknolojileri sayesinde okyanusların ve denizlerin derinlikleri araştırılabilir. Buralarda yaşayan canlılar hakkında bilgi edinilebilir

Yine aydınlatma teknolojileri sayesinde hastahaneler gece ve gündüz hizmet verebilir. Fabrikalar gece ve gündüz çalışabilir.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ışık kirliliğinin zararları nelerdir ? Işık kaynağı nedir?

Mesaj  Admin Bir Çarş. Mart 02, 2016 9:01 am

Cevap: 1-Işığı üretmek için enerji tüketilir.Enerji kaynaklarının azalmasına neden olur.
2-Enerji tasarrufu yapılmasa aile bütçesine ve ülke ekonomisine zarara neden olur.
3-Başka ülkelerden elektrik satın almamıza neden olur.
4-Göz sağlığımızın bozulmasına neden olur.
5-Işık kirliliği doğal yaşamı olumsuz etkiler.
6-Caretta carettalar yumurtadan çıktıktan sonra denize doğru bir yolculuğa çıkarlar.Kıyıya yakın yerlerdeki aşırı ışık onların yolculuğunu etkiler. Işığa doğru yürürler .Bu olay kaplumbağaların ölmelerine ve nesillerinin yok olmasına neden olur.
7-Kuşlar ve böcekler aydınlatılmış yüzeylere çarpıp ölebilirler.

Işık kaynağı nedir?
Işık; Bir ışımanın ışık kaynağından çıktıktan sonra çevremizdeki cisimlere çarpması sonucu onları görmemize ve renklerini ayırt etmemize yarayan enerji şekline denir. Her ışık, bir ışık kaynağı tarafından üretilir.
Işık kaynağı; Gece veya cisimlerin insan gözü tarafından görülemediği durumlarda kendiliğinden ışık yayarak etrafını aydınlatan ve cisimlerin görülebilmesini sağlayan ışık saçan aletlere denir. Işık yayarak etrafını aydınlatan her şey ışık kaynağıdır. Işık kaynakları ışık yayarak çevrelerini aydınlatırlar.
Işık kaynakları ışığın yanında sıcaklıkta yayarlar.
En büyük ışık kaynağı nedir?
En büyük ışık kaynağı "Güneş" tir.
Işık kaynağı türleri?
1. Doğal ışık kaynağı
2. Yapay ışık kaynağı
Doğal ışık kaynağı
Kendiliğinden ışık yayan alet yada cisimlere doğal ışık kaynağı denir.
Doğal ışık kaynaklarına örnekler
1. Güneş
2. Ateş böceği
3. Şimşek
4. Yıldırım
5. Işık saçan bazı balık türleri
Yapay ışık kaynağı
Kendiliğinden ışık yaymayan bir ışık kaynağını yansıtan yada insan eliyle yapılarak ışık yayması sağlanmış alet yada cisimlere yapay ışık kaynağı denir.
Yapay ışık kaynaklarına örnekler
1. Yıldızlar
2. Mum
3. Lamba
4. Gaz lambası
5. Ampül
6. Meşale
7. Ay
Işık kaynağı sözlükte ne anlama gelir?
1. Işık salan cisim ya da yer.
2. Aydınlatmada kullanılan araç, aydınlatma aracı.

Ses Kirliliğinin İnsan Sağlığına Zararları Kısaca

---- Sponsorlu Baglantilar ---


Ses Kirliliğinin İnsan Sağlığına Zararları Etkileri Kısaca Nedir sorusunun yanıtını özet bir bilgi notu ile sizlere açıklamaya çalıştık. Yararlı Olacağını umarım.

Ses Kirliliğinin İnsan Sağlığına Etkileri

Gürültünün birey sağlığı üzerindeki etkileri hem bir sağlıksal hem de bir davranışsal yönde karşımıza çıkabilir. Genel olarak, “gürültü” olarak adlandırılan her çeşitli ses birey sağlığını fiziksel ve psikolojik hipertansiyon, birçok yüksek stres , kulak çınlaması veya kulak uğuldaması, duyma kaybı, uyku bozuklukları buna benzer bir çok netice doğurabilir.

sorucevaplar

Bu neticeler içerisinde, baskı ve hipertansiyon kritik sağlıklı sorunlarına kapı açabilirken, kulak çınlamaları ve uğuldamaları unutkanlığa, kritik ruhi bunalımlara ve kimi gün panik ataklara ne sebeple olabilir.

• Fiziksel etkiler: Ses kirliliği belli bir süre veya sürekli olarak işitme kaybına , bayağı yüksek tansiyona , solunum ve
dolaşım bozukluğuna yol açar .
• Ruhsal etkiler: Zihinsel etkinliğin azalmasına , strese , uyku düzeninin bozulmasına , sinirliliğe ,
dikkatin dağılmasına , iş veriminin düşmesine ne sebeple olabilir .
Ses kirliliğinin önlenmesi amaçlı ;
• Toplanmış transfer sistemine geçilmeli , metrolarla yapılmış durumda olan yer altındaki trafiğe önem verilmeli , bisiklet
kullanımı yaygınlaştırılmalı ,
• Taşıtlara susturucu takılmalı , gerek durumda olan kontrolleri vaktiyle yapılmalı ,
• Sanayi tesisleri kent dışına kurulmalı , gürültü ölçümleri yapılmalı , gürültülü yerlerde personel kişi*
ler kulaklarına kulaklık takmalı ,
• Evlerinde çift camlı pencereler kullanılmalı ,
• Seyyar satıcıların bağırarak mal satmaları yasaklanmalı ,
• Evlerinde başkasını rahatsız edecek biçimde gürültü edilmemeli ,
• Ses kirliliği konusunda birey ve kuruluşlar bilinçlendirilmelidir .



Kaynak: http://www.hakkindabilginedir2016.com/ses-kirliliginin-insan-sagligina-zararlari-kisaca-3365.Aspx#ixzz4334857dv

Kaynak: http://isikkaynagi.nedir.com/#ixzz4332aNXVZ



En son Admin tarafından Çarş. Mart 16, 2016 9:24 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geçmişten Günümüze Aydınlatma, Aydınlatmanın Tarihi

Mesaj  Admin Bir Çarş. Şub. 17, 2016 9:17 am

İnsanoğlunun ilk ışık kaynağı Güneşti. Zamanla çeşitli aydınlatma yöntemleri keş­fedildi.

On binlerce yıl önce reçine ve odun parçalarından yapı­lan meşaleler ilk aydınlatma araçlarıydı.

5000 yıl önce hayvan yağ­larının yakılması ile ışık el­de edildi. Kandil ve mumlar kullanılmaya başlandı.

*18. yüzyılda (1786) İngilte­re ve Almanya'da evlerin aydınlatılmasında gaz lam­bası kullanılmaya başlandı.

Gaz, borularla ev ve caddelere dağıtıldı. Gaz lambalarının kullanımı yaygınlaştı. Böylece uzun süreli aydınlatma süreci başladı.

18.ve 19. yy'da yağ lambaları ve mum yapımında balina yağı kullanıldı.

Daha sonra balina yağı yerine petrol ürünleri kullanılmaya başlandı.

19.yüzyılda (1879); Thomas Edison tarafından elektrik lambası (ampul) icat edildi.

Levis Hovard Latimer uzun süre dayana­bilen karbon filamanlı ampulü icat etti. Ardından bugün hala kullandığımız tungsten filamanlı ampul icat edildi.

İç çeperleri floresan madde ile sı­vanmış, güneş ışığına benzer ışık yayan floresan lamba 1927'de icat edildi.

Dünya nüfusundaki artış;

♦ Enerji kaynaklarının hızla tükenmesi­ne,

♦ İhtiyaç duyulan enerji miktarının ve

♦ Enerji üretim giderlerinin artmasına neden olmuştur.

Bu durum; insanoğlunu enerji tasar- I ruflu ampuller kullanmaya yönlendir­miştir.

1962'de Nick Holonyak tarafından LED lamba icat edildi.
1980'de ampulden daha parlak olan ha­lojen lambalar icat edildi.
Halojen ve LED lambalar uzun ömürlü olup tasarrufu sağlasa da aydınlatma gücü floresan kadar iyi değildir.
İnsanların yaptığı ışık kaynaklarından biri de lazerdir.
Lazerden çıkan ışık, ince ve çok par­lak bir ışın demeti halinde çok uzaklara, dağılmadan ulaşır.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Aydınlatma Teknolojisinin Topluma Kazandırdıkları

Mesaj  Admin Bir Çarş. Şub. 17, 2016 9:13 am

Aydınlatma teknolojisindeki gelişmeler toplumun yaşam kalitesini yükseltmiştir.

• Ev, okul, hastane, otoyol, havaalanı gibi birçok yer aydınlatma ürünleriyle aydınlatılır.

• Aydınlatma teknolojisi sayesinde okul ve hastane gibi kurumlar geceleri de hizmet verebilmektedir.

• Fabrikalar aydınlatma ile geceleri de üretim yapmaktadır.

• Araba farları sayesinde geceleyin de araba kullanılmaktadır.

• Aydınlatma teknolojileri kullanılarak denizin derinliklerinde araştırmalar yapılabilmektedir.

Aydınlatma teknolojileri karanlığın getirdiği bütün sınırlamaları ortadan kaldırmıştır.

Aydinlatmanin Dışında, Aydınlatma Teknolojileri Başka Nerelerde Kullanılır?

• Trafikte araç ve yayalann kontrollü geçiş yapmalarını sağlar.

• Yollarda uyarı amaçlı kullanılır.

• Yüksek binalarda, havaalanlannda, ambulans, itfaiye ve polis arabalannda sinyal verme amacıyla kullanılır.

• Otomobillerde dönüşleri haber vermek için sinyal amaçlı kullanılır.

• Bilgisayar, mutfak aletleri gibi elektronik araçların çalıştığını göstermek amacıyla kullanılır.



Doğru Aydınlatma Nasıl Olur?

• Gözümüze doğrudan gelen ışıklar, bizi rahatsız eder. Ders çalışırken ya da kitap okurken masa lambasi kullanmak göz sağlığı açısından gereklidir. Lambanın ışığı önden ve arkadan gelmemelidir.

• Bulunduğumuz ortamın büyüklüğüne uygun ampul kullanmahyiz. Küçük odalarda gücü az olan ampuller, büyük yerlerde gücü fazla olan ampuller kullanmahyiz. Bu durum sağlığımızı koruduğu gibi enerji tasarrufu yapmamızı da sağlar.

• Cadde, sokak ve parklann aydınlatılmasında kullanilan lambalann üzeri ışığı gökyüzüne dağıtmamaları için opak bir madde ile kapatılmalıdır. Lambalar doğru yere konulmalı ve aydınlatılacak bölgeye yönlendirilmelidir.

Doğru aydınlatma, aile ve ülke ekonomisini olumlu etkiler.

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Erime Ve Donma Noktası Nedir

Mesaj  Admin Bir Çarş. Ara. 30, 2015 9:20 am

Erime Ve Donma Noktası Nedir

Erime ve Donma Noktası

Katı bir madde ısı alarak erir, sıvı bir madde ısı vererek donar. Erime ve donma olayları aniden gerçekleşmez. Katı bir madde yeterli sıcaklığa sahip bir ortamda bir süre sonra erir.
Bir kaba buz koyup oda sıcaklığında beklettiğimizde buz hemen erimez. Buzun sıcaklığı 0 °C'a ulaştığında erimeye başlar. Erime süresince sıcaklık hep aynı kalır. Bu sıcaklığa erime noktası denir.
Suyun sıcaklığı 0 °C'a kadar düştüğünde su donmaya başlar. Su tamamen donana kadar sıcaklık sabit kalır. Bu sıcaklığa donma noktası denir.

Not :Saf bir maddenin erime ve donma sıcaklığı eşittir. Su 0 °C'te donmaya başlar, buz 0 °C'ta erimeye başlar.
ERİME VE DONMA ISISI
Sabit basınç altında bütün saf katı maddelerin katı halden sıvı hale geçtiği sabit bir sıcaklık değeri vardır. Bu sıcaklık değerine erime sıcaklığı ya da erime noktası denir. Örneğin: Buz 0 °C’ta, kalay 321 °C’ta erir. Erime ile donma birbirinin tersidir. Bundan dolayı erime sıcaklığı, donma sıcaklığına eşittir. Erime ve donma süresince sıcaklık sabit kalır.

Erime : Katı bir maddenin ısı almasıyla beraber sıvı hale dönüşmesine erime denir.
Donma : Sıvı bir maddenin ısı vererek katı hale geçmesine donma denir. Donmanın diğer adı katılaşmadır.
Erime Sıcaklığı : Katı bir maddenin sıvı hale geçtiği sıcaklık derecesine erime noktası veya erime sıcaklığı denir. Ör: buz 0ºC erir.

Erime ve donma sıcaklığı madde miktarına bağlı değildir. Her maddenin erime sıcaklığı birbirinden farklıdır. Bu nedenle erime sıcaklığı maddeler için ayırt edici bir özelliktir. Aşağıda bazı maddelerin erime ya da donma sıcaklıkları verilmiştir.
Maddenin adı
Erime (donma) sıcaklığı
Demir
117,04
Bakır
175,56
Alüminyum
659
Gümüş
960
Erime sıcaklığındaki bir katının 1 kilogramının yine aynı sıcaklıkta sıvı hale gelmesi için verilmesi gereken ısıya erime ısısı denir. Örneğin: Bir gram buzu eritmek için 80 kalori ya da 334,4 joule’luk ısı vermek gerekir. Erime ısısı da ayırt edici bir özelliktir.

Donma sıcaklığında bulunan bir sıvı maddenin 1 kilogramının katı hale dönüşmesi için çevreye verdiği ısı miktarına donma ısısı denir. Katı bir madde, erirken aldığı ısıyı donarken çevreye geri verir. Karlı havalarda havanın ısınmasının nedeni ortama verilen ısıdır. Erime ve donma birbirinin tersi olduğundan erime ısısı ile donma ısısı birbirine eşittir.
SAF MADDE NEDİR?

Fiziksel yollarla kendisinden başka maddelere ayrışmayan maddelerdir.(Örnek: Su, Zeytin Yağı, Tuz, Oksijen Gazı) Saf maddelerin belirli erime ve kaynama noktaları vardır. Saf Maddelerin Özellikleri Nelerdir ? 1- Saftırlar. 2- Aynı tür taneciklerden oluşurlar. 3- Belli erime ve kaynama noktaları vardır. 4- Homojendirler. 5- Fiziksel yöntemlerle daha basit maddelere ayrıştırılamazlar. 6- Belli koşullarda belli öz kütleye sahiptirler.
Saf madde nedir?
Aynı tür atom veya aynı tür moleküllerden oluşan, yabancı maddelerden arınmış, kendine has ayırt edici fiziksel ve kimyasal özellikleri bulunan ve kendisinden başka maddelere ayrışmayan maddelere "Saf Madde" denir.
Her maddenin olduğu gibi saf maddelerinde belirli erime ve kaynama noktaları bulunmaktadır. Her maddenin kendine has özellikleri bulunmaktadır. Saf maddelerin belirli bir kaynama ve erime noktası bulunmaktadır. Saf madde iki türlüdür. Element ve bileşik maddelerdir.
Element benzer cins atomların birlikte oluşturmuş oldukları, fizyolojik ve kimyasal yollarla ayrışmayan maddelerdir. Demir elemen maddeye örnek olarak gösterilir. Bileşik madde iki veya daha çok cinste olan atomların belirli oranda bir araya gelerek oluşturdukları değişik özellikteki saf maddelerdir. Su bileşik maddedir.
Saf madde örnekleri
1. Su
2. Oksijen
3. Karbondioksit
4. Atom
5. Altın
6. Bakır
7. Demir
8. Helyum
9. Şeker
10. Sodyum
11. Oksijen
12. Tuz
13. Cam
14. Altın
15. Alüminyum

Saf Maddeler

Çevremizdeki bazı maddeler saf durumundadır. İçlerinde kendinden başka madde bulunmayan maddelere saf maddeler denir. Şeker, tuz, cam, altın, alüminyum gibi maddeler saf maddelerdir.


Karışımlar
Çevremizdeki bir çok madde karışımlar halindedir. Birden çok saf maddelerin kendi özelliklerini kaybetmeden bir araya gelmesiyle oluşan maddelere karışım denir. Toprak, şekerli su, limonata, ayran, ekmek, süt, reçel, bal, hava, deniz suyu, harç karışımdır.

Çözeltiler
Katı sıvı yada gaz bir maddenin bir sıvı içerisinde dağılması sonucu oluşan saydam sıvı karışımlarına çözelti denir. Şekerli ve tuzlu su, maden suyu, gazlı içecekler, deniz suyu çözeltilere örnektir. Şeker, tuz gibi maddeler suda erimezler, çözünürler
BİLELİM
Deniz suyu bir çözeltidir. Fakat tüm denizlerde tuzluluk oranı aynı değildir. Örneğin Akdeniz Karadeniz`e göre daha tuzludur. Bunun nedeni Akdeniz`de buharlaşmanın, Karadeniz`de ise yağışların fazla oluşudur.

Madde-Cisim-Malzeme-Eşya

Sayfayı Yazdır
Evimizde, okulumuzda ve çevremizde bir çok madde ve bu maddelerden yapılmış çeşitli eşyalar görürüz.
Bu maddelerden bazıları hiç bir değişikliğe uğramadan aynı şekilde kalmışken bazıları değişikliğe uğrayarak cisim, malzeme yada eşya haline getirmişlerdir.
MADDE
Belli bir hacmi ve kütlesi olan her varlık bir maddedir.
Taş, toprak, ağaç, metal, cam, plastik, kağıt, kum gibi varlıklar birer maddedir.
CİSİM
Maddenin biçimlendirilmiş şekline cisim denir.Bardak, silgi, kalem, kitap, bıçak, oyuncak, masa, ampul çeşitli maddelerden yapılmış cisimlerdir.
MALZEME
Bir yada birkaç tanesini bir araya getirdiğimiz ve bir tüketim maddesine dönüştürdüğümüz maddeler malzemeleri oluştururlar.
Un, tuz, su, maya gibi maddeler ekmeği oluşturan; kereste, çivi, tutkal gibi maddeler masayı oluşturan; çimento, kum, su gibi maddeler betonu oluşturan malzemelerdir.
EŞYA
Evlerimizde, okulumuzda ve daha bir çok yerde kullandığımız koltuk , halı, sandalye, çanta, kalem, silgi, ayakkabı, gömlek gibi cisimler birer eşyadır.
ALET
Maddeleri şekillendirmek, bir el işini yada onarımı gerçekleştirmek için özel olarak yapılmış cisimlere alet denir.
Pense, tornavida, çekiç, tığ, oklava, kepçe birer alettir.



En son Admin tarafından Ptsi Ara. 05, 2016 6:25 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Maddeler Sıkıştırılabilir mi?

Mesaj  Admin Bir Çarş. Ara. 09, 2015 9:45 am

Maddeler Sıkıştırılabilir mi?

Sayfayı Yazdır


Katı Maddeler
Katı maddeleri oluşturan moleküller düzenli ve aralarında bir boşluk olmayacak şekilde yerleşmiştir. Belirli bir şekilleri vardır. Akışkan değillerdir.Bazıları esnektir,sıkıştırılabilir.Ayrıca küçük taneli katılarda bulundukları kabın şeklini alır.Ama bulundukları kabı bir sıvı yardımı olmasa asla dolduramazlar.


Sıvı Maddeler
Sıvı maddeleri oluşturan moleküller arasında çok küçük boşluklar vardır. Sıkıştırılamaz veya kısmen sıkıştırılır. Belirli bir şekli yoktur, konulduğu kabın şeklini alır. Hacim ve kütlesi vardır. Akışkandır. (Molekülllerdir.)

Gaz Maddeler
Gazları oluşturan moleküller arasında çok büyük boşluklar vardır. Diğerlerine göre çok rahat bir şekilde sıkıştırılabilir. Belirli bir şekli yoktur. Bulundukları hacmin şeklini alırlar. Akışkandırlar. Ayrıca genleşme olayının en fazla olduğu haldir.
HÂL DEĞİŞİMLERİ
Maddeler ısı etkisi ile hâl değiştirebilirler. Su yeterince soğuduğunda donar, buz hâlini alır. Buz suyun katı hâlidir. Çeşmeden akan su, dereler, göller ve denizler suyun sıvı hâline örnektir. Kaynamakta olan çaydanlıktan çıkan su buharı ise suyun gaz hâlidir.
Dondurma ve çikolata sıcağın etkisi ile erimeye başlar.


Erime ve Donma
Katı bir maddenin ısı alarak sıvı hale gelmesine erime denir. Sıvı bir maddenin ısı kaybederek katı hâle gelmesine donma denir.
Erime ve donma birbirinin tersidir. Katı hâldeki çikolatayı ısı etkisi ile eritip kalıplara döktüğümüzde çikolata ısı kaybeder. Donar ve
tekrar katı hâle gelir.

Buharlaşma ve Yoğuşma
Sıvı bir maddenin ısı etkisiyle gaz haline gelmesine buharlaşma denir. Çaydanlıkta kaynayan sudan çıkan buhar suyun gaz hâline iyi bir örnektir.
Gaz hâlindeki bir maddenin ısı kaybederek sıvı hâle gelmesine ise yoğuşma denir. Çaydanlıktan çıkan su buharına soğuk tencere kapağı tuttuğumuzda kapak üzerinde su damlacıkları oluşur.
Doğada Su Döngüsü
Yeryüzündeki sular yerle gök arasında durmadan devam eden bir döngü içindedir. Bunun nedeni suyun halden hale geçmesidir. Güneş`in etkisiyle buharlaşan sular gök yüzünde bulutları oluşturur. Bulutlar çok küçük su damlacıklarından oluşur. Soğuk bir hava tabakasına rastlayınca ısı kaybettikleri için bulutlardan yoğuşma çoğalır. Yoğuşmayla ağırlaşan su damlacıkları yer yüzüne doğru düşmeye başlar. Buna yağmur denir. Bazen soğuk hava tabakası buluttaki su damlacıklarını doldurur. Bu durum kar yağmasına neden olur. Dolu ise yağmur damlalarının daha soğuk bir hava tabakasına rastlayarak donması sonucu oluşur. Yeryüzüne yağışlarla tekrar dönen su yine Güneş`in etkisiyle buharlaşarak gökyüzüne yükselir. Böylece yeryüzündeki su dengesi sürekli olarak korunmuş olur.
·        Erime: Katı haldeki bir maddenin ısı alarak sıvı hale geçmesine erime denir. Katı halden sıvı hale geçen bir maddenin tanecikleri arasındaki kuvvet zayıflamıştır (yani moleküller arasındaki bağ kopar), ve tanecikler daha hızlı hareket etmeye başlar.
·         Buharlaşma: Sıvı haldeki bir maddenin ısı alarak gaz hale geçmesi olayıdır. Sıvı halden gaz hale geçen bir maddenin tanecikleri arasındaki kuvvet iyice zayıflamıştır(yani moleküller arasındaki bağ kopar) ve tanecikler artık bir arada duramaz. Tanecikler çok hızlı hareket eder.
·         Yoğunlaşma: Gaz halinde bulunan bir maddenin ortama ısı vererek (yani madde ısı kaybettiğinde) sıvı hale geçmesi olayıdır. Taneciklerin hareket enerjisi azalır ve birbirlerine yaklaşırlar. Moleküller arasında bağlar oluşur, artan çekim kuvveti sebebiyle madde sıvı hale geçer.
·       Donma: Sıvı halde olan bir maddenin ortama ısı vererek (yani maddenin ısı kaybetmesi ile) katı hale geçmesi olayıdır. Tanecikler arasında bağlar oluşur, tanecikler daha yavaş hareket eder.

Erime ve Donma Olaylarından Nasıl Yararlanırız?
Birçok eşya ve aletin yapımında maddelerin erime ve donma sıcaklıkları dikkate alınır.
Tencere ve fırın tepsileri yapılırken erime noktası yüksek olan maddeler seçilir.
Ampullerde kullanılan teller 2000 °C'a kadar ısıtıldığında bile erimez.
Araba motorlarında da erime sıcaklığı yüksek olan metaller kullanılır.
Not:Şeker, tahta gibi maddeler ısıtıldıklarında erimeden bozunur. Bu nedenle erime sıcaklıkları yoktur.
SUYUN DONMA NOKTASININ BELİRLENMESİ
Deneyin Amacı  :Suyun 0 derecede donduğunu görmek.
Teorik Bilgi:
           Maddelerin sıcaklık derecesini ölçmede kullanılan araçlara termometre denir.Cisimlerin ısı ile genleşmesi prensibine göre yapılır.Sıvılı ve Metal termometreler vardır.
           Sıvılı termometreler civalı ve alkollü olmak üzere ikiye ayrılır.
1-       Civalı termometreler -10 0C ile 360 0C arasındaki sıcaklığı ölçer.
2-       Alkollü termometreler -80 0C ile 50 0C arasındaki sıcaklığı ölçer.
Metal  Termometreler ise -200 0C ile 1600 0C arasındaki sıcaklığı ölçmede kullanılır.
Isı ile düzgün olarak genleşen civalı termometrenin derecelendirilmesi buzun sabit erime ve suyun sabit kaynama sıcaklığına göre yapılmıştır.    



En son Admin tarafından Ptsi Ara. 05, 2016 6:24 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Soluk Alıp Verme

Mesaj  Admin Bir Cuma Ekim 09, 2015 8:37 am

Niçin Soluk Alıp Veririz?
Yürüme, koşma, konuşma, düşünme vb birçok işi yapabilmek için enerjiye ihtiyaç duyarız. Vücudumuz için gerekli olan bu enerjiyi besinlerden elde ederiz. Vücudumuzun besinlerdeki enerjiyi kullanabilmesi için oksijene ihtiyacı vardır. Soluk aldığımızda oksijen vücudumuza girer, akciğerlerimizden kana geçer. Kanla tüm vücudumuza dağılır. Besinlerin enerjisini açığa çıkarmak için kullanılır. Bunun sonucunda karbondioksit oluşur. Karbondioksit, damarlardaki kan aracılığı ile akciğerlere gelir. Soluk verdiğimizde akciğerlerden dışarı atılır.

Soluk Alıp Verme Sırasında Hava Hangi Yolu İzler?
Soluk aldığımızda havadaki oksijenin izlediği yol sırasıyla;
burun → yutak → gırtlak → soluk borusu → akciğerler yolunu izler.
Soluk verdiğimizde ise;
Akciğerler → soluk borusu → gırtlak → yutak → burun yolunu izler.

Niçin Burnumuzla Soluk Almalıyız?
Burnumuzla soluk almak, ağzımızla soluk almaktan daha sağlıklıdır. Çünkü; Burnumuzdaki kıllar havadaki tozları, sümüksü sıvı da kılların tutamadığı bazı zararlı maddeleri ve mikropları tutarak akciğere girmesini önler. Burnumuz, soluduğumuz havayı ısıtır ve nemlendirir. Soluk verirken ise ağzımızı kullanmalıyız.

Soluk Alıp Vermede Görevli Organ ve Yapılar
soluk alıp vermede yardımcı organlar Soluk alma olayı burundan havanın içeri çekilmesiyle başlar.
Yutak : Soluduğumuz havayı gırtlağa gönderir. Ağzımızda çiğnediğimiz yiyecekler de yutaktan yemek borusuna geçer. Hava ve besinlerin geçişi yutakta kontrol edilir.
Gırtlak : Soluk borusunun başlangıç kısmıdır. Yutak ile soluk borusu arasındadır. Yutaktan gelen havayı soluk borusuna iletir. Gırtlak, yiyecekleri yutarken soluk borusuyla birlikte yukarı çıkarak soluk borusunun girişinin kapanmasını sağlar. Soluk alıp verme, bu sırada çok kısa bir süre için durur. Böylece yiyeceklerin soluk borusuna kaçmadan yemek borusuna gitmesi sağlanmış olur. Bu nedenle yutkunurken nefes alamayız.
Soluk Borusu : Havayı akciğerlere kadar taşıyan borudur.
Akciğerler: Göğüs kafesinde yer alır. Vücudumuzda sağda ve solda olmak üzere iki akciğer vardır. Soluk borusunun uzantısı olan ince borucuklar, akciğerlerin içine ağaç dalları gibi dağılır. Soluduğumuz oksijen bu borucuklarla akciğerlerimize dolar. Soluduğumuz havadaki oksijen akciğerlerden kana geçer.

Soluk Verirken Yalnızca Karbondioksit mi Dışarı Atılır?
Soluk aldığımızda akciğerlerimize dolan havada oksijen vardır. Oksijenin bir kısmı vücutta kullanılırken bir kısmı da karbondioksitle dışarı atılır. Soluk verdiğimiz havada su buharı da vardır. Örneğin; penceremizin camına doğru nefesimizi üflediğimizde cam buğulanır.

Soluk Alıp Verirken Vücudumuzda Ne Gibi Değişiklikler Olur?
Soluk alıp verirken akciğerlerimize havanın girip çıkmasında diyafram denilen kasın yardımı gerekir. Diyafram akciğerlerimizin altında bulunur. Kubbe şeklindedir.

soluk alıp vermeSoluk Aldığımızda;
• Göğüs kafesi genişler. Akciğerlerimize havanın girmesi için yer açar.
• Diyafram aşağı doğru düzleşir.
• Göğüs kafesindeki kaslar kasılır.
• Akciğerlerimize hava dolar. Böylece akciğerlerimiz genişler.

Soluk Vermdiğimizde;
• Göğüs kafesi daralır.
• Diyafram eski hâline döner yani kubbeleşir.
• Göğüs kafesindeki kaslar gevşer.
• Akciğerlerdeki hava dışarı verilir. Akciğerler daralır.

Hava Kirliliği Sağlığımızı Nasıl Etkiler?
Kirli havada oksijen oranı azdır. İnsan vücudu için zararlı olan zehirli maddeler vardır. Kirli havayı soluduğumuzda öncelikle solunum yapı ve organlarımız zarar görür. Bu zehirli maddeler, akciğerlerimizden kana karıştığında tüm vücudumuz etkilenir.

Cevap: solunum yolu ile bulaşan hastalıklar nelerdir



Parainfluenza,
Adenovirus,
Rhinovirus,
Kızamık,
Kızamıkçık,
Suçiçeği,
Kabakulak,
Tüberküloz,
Boğmaca,
Difteri,
Legionella bakterileri,
Streptokok,
Meningokoklar,
Stafilokoklar,
Şarbon,
Ruam,
Veba,
Bruselloz,
Q Yangısı,
Zatürre, tüm bakteri, virüs




En son Admin tarafından Ptsi Ara. 05, 2016 6:23 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

FEN BİLGİSİ

Mesaj  Admin Bir Cuma Ekim 02, 2015 8:30 am

İskelet nedir?
İskelet, canlıya hareket etme kabiliyeti açısından yardımcı olan, vücuda sertlik veren, kemiklerden oluşan bir yapıdır. İskeleti oluşturan kemikler eklemlerle birbirine bağlanmıştır ve hareket, kaslarla birlikte gerçekleştirilir. (Kaslar kemikleri saran, harekete yardımcı olan yapılardır). İskeleti oluşturan kemikleri yapılarına göre inceleyecek olursak uzun kemikler, kısa kemikler ve yassı kemikler olmak üzere üç çeşit kemik görürüz.

Uzun kemikler: Kol ve bacak kemikleri bunlara örnek olarak verilebilir. Uzun kemikler daha çok vücudun dik durması ve hareket etmesiyle ilgili görevleri yerine getirirler.
İskeletin Görevleri
Kısa kemikler: Kısa kemikler de uzun kemikler gibi daha çok hareket amacıyla kullanılır. Fakat uzun kemiklerden farkı, daha incelikli ve daha detaylı hareketlerin gerçekleştirilmesine yardımcı olmasıdır. Örneğin; el ve ayak parmak kemikleri kısa kemiktir.

Yassı kemikler: Hareket kabiliyeti olmayan bu kemikler vücudun dayanıklılığıyla ilgili sorumlulukları yerine getirirler. Yassı kemikler birbirine çok sıkı bağlanmışlardır ve epey dayanıklıdırlar. Kafatası, yassı kemiklere en güzel örnektir.

İskeletin kısımları

Kafatası: Yukarıda bahsedildiği gibi yassı kemiklerden oluşur. Görevi beyni dış etkilerden korumaktır.

Göğüs kafesi: Kaburga kemiklerinden ve diğer göğüs kemikleriden oluşur. Yapısında kısa ve yassı kemikler bir arada bulunur. Birincil görevi; akciğerleri ve kalbi dış etkilerden korumaktır. İkincil görevi solunuma yardımcı olmaktır.

Omurga kemikleri: Boyundan kuyruk sokumuna kadar devam eden yumru şeklindeki kemiklerden oluşur. Bu yumruların her birine omur denir. Sağlıklı bir insanda 33 omur bulunur. Omurlar kısa kemiktir. Omurga, yaşamsal faaliyetlerin birçoğunun sağlıklı bir şekilde yürümesinden ve bel-sırt bölgesine destek olup vücudun dik durmasından sorumludur.

Kol ve bacak kemikleri: Kollar ve bacakların yapısında bulunan kemiklerdir. Genelde uzun kemiklerden oluşur. En önemli görevleri hareketi sağlamaktır.

İskeletin genel yapısını ve kısım kısım iskeletin görevlerini ayrıntılı bir şekilde inceledikten sonra iskeletin görevlerini şu genel özellikler altında toplayabiliriz:
Kaslarla beraber vücudun hareketini sağlamak
Kemiklerin içinde bulunan ilikler yarımıyla kan üretimine yardımcı olmak
Vücudun dik durmasını sağlamak ve genel şeklini vermek
Bazı mineralleri depo etmek. (Ca, P gibi)
İç organları (özellikle kalp, akciğer, beyin olmak üzere) dış etkilerden korumak
Kasların ve iç organların tutunup sabit kalarak sağlıklı bir şekilde çalışmalarına yardımcı olmak.
İskeletin görevlerinin ne kadar çeşili ve yaşamsal faaliyetlerin devamı açısından ne kadar gerekli olduğuna bakarsak; hayatta kalmak için iskeletin etkisi ve iskeletin görevlerinin düzgün bir şekilde yerine getirilmesinin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.


Kasların görevlerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Vücut ve organlarımızın hareketlerini düzenler.
2. Soluk alış- verişine yardımcıdır.
3. Konuşmamıza yardımcıdır.
4. Vücudun bir tür gıda ve enerji deposudur.
5. Doğum olayında önemli görevleri vardır.
6. Kalbin çalışmasını sağlar, kanın vücutta dolaşımına da katkıda bulunur.
7-Kasılıp gevşeyerek hareket etmeyi sağlar.
8-Kemiklerin etrafını sararak kemikleri dış etkilerden  korur.
9-Gözlerimizi kırpmayı,parmaklarımızı oynatmayı sağlar.

a. Oynamaz Eklemler : Kafatası, kalça kemiği, leğen kemiği gibi iskeletin hareket etmeyen kısımlarındaki kemiklerde görülür. Eklemleşen kemikler çok sıkı bir şekilde birbirlerine testere dişi gibi girinti ve çıkıntılarla bağlanmışlardır. Eklem kapsülü ve sıvısı yoktur.
b. Yarı Oynar Eklemler : Omurlar arasında ve göğüs kafesinde görülen eklemlerdir. Omurlar arasındaki kıkırdak diskler esneklik sağlanmasında yardımcı olur.

c. Oynar Eklemler : Vücudun hareket işlevini üstlenmiş kemiklerde görülen, tam hareketli eklemler olup kol ve bacak kemiklerinde görülür. Eklemleri oluşturan kemiklerin uçları bağ dokusundan meydana gelmiş ortak bir kapsül ile çevrilidir. Eklem kapsülünün iç yüzeyi ince bir zar ile örtülüdür.

Bu yapı yumurta akına benzeyen bir salgı meydana getirir. Eklem boşluğunda toplanan bu sıvı (= eklem sıvısı) eklem uçlarının kayganlığını sağlar. Eklem kemiklerinin baş kısmında bulunan kıkırdak tabakaları hareket sırasında kemiğin başlarının birbirine değerek aşınmasını önler. Eklem bölgesinde bir kemikten diğerine uzanan bağ dokusundan meydana gelmiş eklem bağı bulunur. Bütün bu yapılar ekleme sağlamlık ve hareket kolaylığı sağlar.

Eklemlerin Özellikleri Nelerdir

Eklemler ve özellikleri
Eklem neye denir?
- Kemiklerin birbirine baglandigi yere eklem denir.

Eklemlerin görevleri nelerdir?
- Kemiklerin hiç biri egilip bükülemez, tek basina hareket edemez.
- Onlari hareketli hôle getiren eklemlerdir.
- Eklemler tipki kapi ve pencerenin menteselerine benzer.
- Nasil ki menteseler olmasa kapi pencere açilip kapanmaz.
- Iskeletimiz de öyledir. Eklemler olmasa iskeletimiz de sabit, oldugu yerde kapi gibi çakilir kalir.

Eklemler özelliklerine göre 3′e ayrilir.
a) Oynamaz eklemler
b) Yari oynor eklemler
c) Oynar eklemler

Oynamaz eklemlerin özellikleri nelerdir?
- Oynamaz eklemler adi üstünde hiç oynamaz, hareket etmezler.
- Çünkü bu kemikler cok siki bir sekilde birbirine baglanmis, testere disi gibi birbirine girmis, özellikle kafatasinda bulunan saglam kemiklerdir.

Yari oynar eklemlerin özellikleri nelerdir?
- Yari oynar eklemler adi üstünde tam oynamaz, yari oynar durumdadir.
- Bel, sirt ve boyun bölgesinde bulunurlar.

Oynar eklemlerin özellikleri nelerdir?
- Oynar eklemler adi üstünde oynar: yani çok yönlü hareket ederler.
- Kol ve bacaklarimizda bulunan eklemler bu tür eklemlerdir.
- Birbiriyle birlesen kemiklerden birinin ucu tümsek, digerinin ucu ise ona uyacak sekilde çukurdur.
- Eklemleri olusturan kemiklerin ucu kirilmasin diye kaygan ve yumusak maddeyle örtülüdür.
- Iki eklem arasinda kaygan sivi vardir.
- Karsilikli iki kemik eklem baglariyla birbirine baglidir.

Eklemlerin saglikligini nasil korumaliyiz?
- Eklemler vücudun en çok sorun çikaran bölgelerinden biridir.
- Sürekli baski altinda olduklari için el ya da ayak bilekleri kolayca burkulabilir.
- Bu burkulmalar sonucunda hemen doktora gidilmelidir.
- Aksi durumda bu bölgeler siser, vücudumuzu kullanamayiz.

Eklem nedir, Eklem vücudun hareket eden herhangi bir bölgesinde iki kemik arasında bulunan; çeşitli bağlarla veya içindeki sıvıyla vücuda hareket kabiliyetini veren yapıdır. Eklemler, iskelet sistemi ve kemiklerle beraber işlev kazanırlar. Bir canlının neredeyse ömrü boyunca hareket ettiğini düşünürsek, eklemlerin hayatın devamlılığı için ne kadar önemli bir kısım olduğu anlaşılır. Eklemlerde meydana gelecek herhangi bir hasar, ilgili bölgenin hareket kabiliyetini kısıtlayacak; bu da canlıya ciddi fiziksel zarar verecektir.

Eklemleri inceleyecek olursak, işlevlerine göre ve yapılarına göre olmak üzere iki grup altında inceleyebiliriz:

İşlevlerine göre eklemler

Oynar eklemler: Tam hareket kabiliyetine sahip eklemlerdir. Tahmin edileceği üzere kolar, bacaklar, bilekler, omuzlar, vs. vücudun an çok hareket ettirilen kısımlarında bulunur. Bu eklemlerde iki kemik arasında bağlar, ayrıca eklem kapsülü denilen bir yapı vardır. Bu yapının içinde eklem sıvısı denen bir sıvı bulunur ve hareket sırasında söz konusu kemiklerin birbirlerine sürtünerek aşınmalarını engeller. Oynar eklemlerde meydana gelecek herhangi bir hasar vücudun hareket kapasitesini önemli ölçüde azaltacak; canlının fiziksel kabiliyetini büyük ölçüde kaybetmesine sebep olacaktır. Eklem Nedir

Yarı oynar eklemler: Hareket kabiliyetine sahip, fakat kapasitesi oynar eklemlerden biraz daha sınırlı eklemlerdir. Omurlarda ve göğüs kemiklerinde bulunan eklemler örnek olarak gösterilebilir. Yarı oynar eklemlerin amacı vücudu hareket ettirmekten çok; hareket esnasında ilgili bölgeye esneklik kazandırmaktır. Yani vücudun hareketi sırasında ikincil derecede işlev görürler. Sırt, bel bölgesindeki hareketler omurlardaki yarı oynar eklemler sayesinde yapılır.

Oynamaz eklemler: Hareket yeteneği olmayan, görevi birbirine bağladığı iki kemik arasındaki bağları sıkılaştırıp dayanıklılık kazandırmak olan eklemlerdir. Kafatası kemikleri arasında bulunan oynamaz eklemler buna en güzel örnek olarak gösterilebilir.


KAS SAĞLIĞIMIZI KORUMA


1. Yazarken, okurken dik oturmalıyız.
2. Yere eğilirken belimizi bükmek yerine, dizlerimizi kırmalıyız.
3. Eşya taşırken ağırlığı belimize vermemeliyiz.
4. Düzenli egzersiz yapmalıyız.
5. Dengeli ve yeterli beslenmeliyiz.
6. Ani hareketlerden kaçınmalıyız.
7. Kasları çok yorucu ve zorlayıcı hareketler yapmamalıyız.



En son Admin tarafından Ptsi Ara. 05, 2016 6:23 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2251
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 44

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: FEN BİLGİSİ

Mesaj  Sponsored content Bugün 2:01 am


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz