Merhametli insan kalmadı, demeyesiniz" diye.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

SÖYLE EY NEFIS...

Mesaj  Admin Bir Ptsi Haz. 05, 2017 4:41 am


SÖYLE EY NEFIS....
Şam yakınlarında Mute’de, hicretin sekizinci yılında, on bin kişilik İslam ordusu ile yüzbin kişilik haçlı ordusu karşı karşıya gelirler Savaş başlamıştı ve şiddetli bir şekilde devam ediyordu.
Abdullah bin Revaha (RA) yaralıydı, arkadaşı Cafer’in (RA) şehid edildiğini öğrenince bulunduğu yerden ayağa kalktı, atına bindi ve tekrar çarpışmaya başladı. Dışarıdaki düşmanların yanı sıra içinde ki düşmanla da aynı anda savaş ediyordu İçinde ki düşman bir ara ona;
“ Dön geri Dünyayı sen mi düzelteceksin? Bak arkadaşlarının öldüğü gibi birazdan sende öleceksin Oysa Medine’de seni ömür boyu mutlu edecek hurma bahçelerin var Bununla birlikte seni bekleyen bir ailen var Sana hizmet eden kölelerin var”
Abdullah bin Revaha (RA), içindeki düşmanı şöyle diyerek mağlup etti
Eşini mi düşünüyorsun? O zaman bil ki ben onu boşadım
Artık onu düşünemezsin Köleler mi? Haberin olsun ben onların hepsini azat ettim Medine’de bulunan bağ ve hurmalıklara gelince, onların hepsini Resulü Ekrem’e hediye ettim SÖYLE EY NEFİS BAŞKA DİYECEĞİN BİR ŞEY KALDI MI?”
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2523
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

KİMİN ABDESTİ DAHA GÜZEL

Mesaj  Admin Bir Ptsi Haz. 05, 2017 4:37 am

KİMİN ABDESTİ DAHA GÜZEL Bir gün bir yaşlı bir Müslüman çeşmeden abdest alıyordu. Peygamber Efendimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ( ra ) da orada oynuyorlardı. Baktılar ki ihtiyar abdesti yanlış alıyor. Yanına sokulup beklediler. İhtiyar abdestini bitirdi, cebinden mendilini çıkarıp kurulanırken çocuklar: Selamün aleyküm bey amca, abdestinin hayrını gör dediler. İhtiyar müslüman: Sağ olun evlatlar, ALLAH sizden razı olsun dedi. Çocuklar: Bey amca, sizden bir ricamız var; bir kardeşimle bir bahse giriştik. Biz ikimiz de bir abdest alalım sen bir bakıver, hangimizin abdesti doğru... Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin her ikisi de ayrı ayrı abdest aldılar. Yaşlı amca da dikkatle onların abdest alışlarını takip ediyordu. Çocuklar: Nasıl bey amca, hangimizin aldığı abdest doğru? Benim ki mi usulüne uygun, kardeşimin ki mi? Sen bize şimdi söyle de bir daha yanlış abdest almayalım. Hem sana dua ederiz. Bir kelime öğretsen sana da sevabı var. Sen daha iyi bilirsin. Yaşlısın; biz daha çocuğuz İhtiyar Müslüman: Çocuklar her ikinizin de abdesti doğrudur, hem tıpkı aynıdır. İkinizin de aldığı abdestin arasında hiçbir fark yoktur. Abdesti yanlış ve eksik alan benmişim, bu yaşıma gelmişim de doğru dürüst abdest almasını öğrenememişim. İşte şimdi sizler bana doğru abdest almasını öğrettiniz. Sağolun, var olun. ALLAH sizlerden razı olsun. Siz kimin evlatlarısınız bakayım, isimleriniz nedir,. Siz bana çok büyük bir iyilik ettiniz Çocuklar: Babamız Hz Alidir, biz Hasanla Hüseyiniz. Hem Hazreti Peygamberin torunlarıyız dediler. İhtiyar müslümanın gözlerinden tesbih tanesi gibi yaşlar geldi, çok duygulandı, pek memnun olduğunu anlatmak için şöyle dedi: Evet, belli, belli... Dine çok uygun davranış ve hareketiniz, terbiye ve nezaketinizden belli. O yüce Peygamberin torunları ve Hz. Alinin evlatları olduğunuz, Peygamberimizinbiricik kızı Fatımatüz-Zehranın ciğer pareleri olduğunuz, edeb ve terbiyenizden hareket ve nezaketinizden bellidir... Hiç gönül kırmadan, ben ihtiyarın kalbini incitmeden yanlış abdestimi düzelttiniz, bana abdest almasını öğrettiniz. ALLAH sizden razı olsun diyerek çocuklara bol bol dua ettİ.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2523
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

GÜZEL HİKAYE

Mesaj  Admin Bir Ptsi Haz. 05, 2017 4:34 am


OKUMAYAN GERÇEKTEN PİŞMAN OLUR
Sultan Murat Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?...
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar:
- Kimdir bu?
Ahali:
- Aman hocam hiç bulaşma, derler.
Ayyaşın menhusun biri işte!...
- Nerden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz...
Bir başkası tafsilata girer:
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısında çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine
Hele yaşlının biri çok öfkelidir:
- İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?
Hâsılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada?! Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu:
- Nereye?
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem...
Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebaamızdır. Defini tamamlamak gerek.
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki, ne yapmamı emir buyurursunuz?
- Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?
- Basbayağı kaldırırız işte.
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.
- Şurada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim, Ayasofya'dan, Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden...
- Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkânı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...
Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkânınca bir güzel yıkarlar ki; naaş, ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
- Nasıl yani?...
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?
- Doğru! Öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.
Vezir, cüzüne, tespihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.
Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından...
- Biliyor musun oğlum? diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Akşamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!...
- Niye?
- Ümmeti Muhammed içmesin diye...
- Hayret!?.
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım! derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hücceti İslam okurdum...
- Bak sen! Millet ne sanıyor hâlbuki...
- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi. Tekbir alırken Kâbeyi görmeli...
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?
- İşte bu yüzden Nişancıya, Sofular'a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada...
- Doğru, öyle ya?...
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?
- Peki, o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra; Allah büyüktür hatun dedi. Hem padişahın işi ne?
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2523
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

MİSAFİR'İN BEREKETİ

Mesaj  Admin Bir Ptsi Haz. 05, 2017 4:28 am

MİSAFİR'İN BEREKETİ
Bir gün Peygamber Efendimize bir Sahabi eşinden şikayete gelir. "Benim eşim misafiri sevmiyor. Bana ne gibi tavsiyede bulunursunuz?" der.
Efendimiz ( sav ) ; "Yarın size misafir olacağım. Eşin, ben içeri girerken de baksın ,çıkarken de baksın der."
Sahabi eşine efendimizin geleceğini müjdeler. Eşi çok sevinir . Yalnız dışarıdan içeri girerkende çıkarkende bakmasını söyler ve hazırlıklarını yapar . Ertesi gün olur. Efendimiz ( sav )
gelirken Pencereden bakınca ne görsün ki! Efendimiz gümüşten tepsi içinde, cennetten çeşit çeşit yiyecekleri de beraberinde getirmiş.
Efendimiz'i bir sevinç içinde ağırladıktan, sonra Efendimiz yola koyulmuş. Sahabenin eşi tekrar pencereden bakmış. Birde ne görsün ki! Getirdiği tepsinin içinde yılanlar çıyanlar akrepler böcekler doldurmuş geri gidiyor. Hemen eşine seslenmiş. Korku içinde anlatmış. Eşi koşarak Efendimizin yanına sormaya gitmiş. Peygamber ( sav) bu durum karşısında;
" Eşine anlat. Misafirin güzelliği, yiyeceklerle ikramlarla bereketle gelir ve evden giderken bütün kötülükleri alır ve götürür .
Tepside gördüğü kötülükler, günahlar kavgalar dövüşler böcekler yılanlar çiyanlar misafir ile çıkar ve gider eve huzur ve bereket gelir.
Misafir gelmeyen eve kavga, dövüş ,huzursuzluk ve bereketsizlik , fakirlik baş gösterir."
KAYNAK ;( Efendimizin getirdiği hayat prensiplerinden örnekler)
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2523
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Merhametli insan kalmadı, demeyesiniz" diye.

Mesaj  Admin Bir Ptsi Haz. 05, 2017 4:25 am

Rivayete göre Hz. Ömer (r.a.) arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki: "Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin."
Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek: "Söyledikleri doğu mu ?" diye sorar. Suçlanan genç evet der. Bu söz üzerine Hz. Ömer (r.a.), "anlat bakalım nasıl oldu" der. Bunun üzerine genç anlatmaya başlar:
"Bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanım, ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki gören bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım; arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, bende bir taş attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret."
Bu söz üzerine Hz Ömer: - "Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam. Madem suçunu da kabul ettin," dedi.
Delikanlı söz alarak: Efendim, ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah indinde sorumlu olursunuz. Bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim. Bu üç gün için de yerime birini bulurum" der.
Hz. Ömer: "Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki ?"
Genç adam ortama bir göz atar, der ki: "Bu zat benim yerime kalır."
O zat Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizin en iyi arkadaşlarından, Amr İbni As’dan başkası değildir. Hz.Ömer (r.a.) Amr’a dönerek: "Ey Amr, delikanlıyı duydun," der. O yüce sahabi: "Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonu, ama gençten bir haber yoktur.
Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer’e çıkarak gencin gelmeyeceği, dolayısıyla Amr İbni As’a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler. Fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz derler.
Hz. Ömer (r.a.) der ki: "Bu kefil babam olsa fark etmez, cezayı infaz ederim."
Amr İbni As tam bir teslimiyet içerisinde der ki: "Biz de sözümün arkasındayız."
Bu arada insanların arasından genç görünür. Hz. Ömer gence der ki: "Evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin ?
Genç: "Ahde vefasızlık etti, demeyesiniz diye geldim" der.
Hz.Ömer bu defa Amr İbni As’a der: "Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu onun yerine kefil oldun."
Amr İbni As: "Bu kadar insanin içerisinden beni seçti. İnsanlık öldü, dedirtmemek için kabul ettim," der.
Sıra gençlere gelince, onlar da derler ki: "Biz bu davadan vazgeçiyoruz."
Hz Ömer (r.a.): "Ne oldu, biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz, ne oldu da vazgeçiyorsunuz ?" der.
Gençler: "Merhametli insan kalmadı, demeyesiniz" diye.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2523
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Merhametli insan kalmadı, demeyesiniz" diye.

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz