ÇOCUK MASALLARI Tavşan ile Kaplumbağa

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Keloğlan ile Sihirli Kuş Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:43 pm

Keloğlan ile Sihirli Kuş Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Bir masal ülkesinde Gülyüz derler, gül yüzlü, güler yüzlü bir kız varmış. Gülyüz, bir padişah kızıymış. Bir gün gergefini kurmuş, nakış üstüne nakış işliyormuş has bahçede derken, görülmemiş güzellikte, gerdanı kınalı, gözleri zümrüt, gagası mercan bir kuş gelmiş, gergefin üstüne konmuş. Gözlerini kızın gözlerine dikmiş, başlamış içli bir ezgiyle ötmeye..
Gülyüz, sanki büyülenmiş gibi ayıramamış gözlerini kuştan Neden sonra incili ipek çevresini kaldırıp atmış kuşun üstüne. Kuş, çevreyi mercan gagasıyla kaptığı gibi “pırr” diye kanat çırpmış, uçup gitmiş. Kız da arkasından bakakalmış. O günden sonra Gülyüz Sultan, her gün has bahçeye iner, özlem dolu gözlerle kuşu bekler dururmuş. Ama ne çare. Bu göz kamaştırıcı kuş bir daha görünmemiş. Küçük sultan ise kuşu bir türlü aklından çıkaramıyormuş. Kuşun özlemiyle günden güne sararıp solmuş Ülkenin tüm hekimleri, padişah kızının derdine çare bulmaya çalışıyorlarmış. Onlar çalışadursunlar, biz haberi Keloğlan’dan verelim.
Keloğlan, Gülyüz´ün çevresini kuşattığı günlerde yine yayan yapıldak dağ bayır dolaşır dururmuş o yörelerde. Dağlar aşmış, dereler geçmiş, çıkınındaki azığı tükettiği bir gün bir garipçe kuş gelmiş, yorgun kanatlarla bir çalı dibine atmış kendini. Keloğlan sevinmiş, “Kısmetim ayağıma geldi tutar, kızartır, yerim” demiş içinden. Usulca sokulmuş. Külahını atmış üstüne, kuşu tutmuş Bir de ne görsün? Ağzında sırma işlemeli incili bir çevre.
Keloğlan şaşmış kalmış. Bu göz alıcı renklerle bezeli kuşu kesip yemeye kıyamamış. Ağzına su akıtmış, “Bu kuş, yuvasına her zaman inci mercan götürüyorsa yaşadık” demiş. İzleyip yuvasını bulmak için kuşu salıvermiş. Kuş uçmuş, Keloğlan koşmuş; kuş uçmuş, Keloğlan koşmuş. Derelerden sel ile, tepelerden yel ile, gitmiş kuşun ardından, başındaki kel ile Sonunda, vara vara cennete eş, bin bir renkli bir bahçeye varmışlar. Kuşu kaybetmiş bahçede ama kendini kaybetmemiş Keloğlan Bahçeyi geçmiş, bir altın saray çıkmış karşısına. Saraya girmiş Kimseler yokmuş içeride.
Keloğlan şaşkın, “Buranın elbette bir sahibi vardır” diye geçirmiş içinden. Dönmüş dolaşmış, bir kapıyı açmış. Bir yemek odası görmüş. Ne isterseniz varmış sofrada. Canı çekmiş Keloğlan´ın Elini uzatıp da bir lokma alacak olmuş: “Yerse önce Murat Şah yer!” diye eline bir kepçe vurmuşlar. Birden Keloğlan’ın eli şişmiş. Ne vuranı görmüş ne söyleyeni. Korkmuş Keloğlan, “Periler sarayı olmasın burası,” diye çıkıp kaçacağı sırada bir kanal sesi çalınmış kulağına. Hemen bir dolaba girip saklanmış. Biraz sonra o gerdanı kınalı, kanadı nakışlı kuş gelmiş Odanın ortasındaki su dolu altın leğenin içine dalmış İnanamayacaksınız ama, bir silkinmiş tüyünü teleğini dökmüş, civan bir delikanlı olmuş.

Keloğlan gördüklerine inanamamış da olanlara akıl erdirmeye çalışırken delikanlı koynundan o incili çevreyi çıkarmış. Hem koklar hem de “Ah sultanım, nerelerdesin? Senin gözlerin de yaşlı mı şimdi?” diye gözyaşlarını silermiş. Bir süre ağlayıp söylendikten sonra yine kuş olmuş “pırr” demiş, uçup gitmiş. Keloğlan´ın ağzı açık kalmış. Hemen dolaptan fırlamış, kendini bu perili saraydan dışarı atmış. Arkasına bile bakmadan oradan kaçmış Sihirli bahçeyi geçmiş, alaca karanlıkları aşmış, düze ulaşmış. Az gitmiş, uz gitmiş; dere tepe düz gitmiş. Derken bir yerlere gelince bakmış ki bir kalabalık, bir kıyamet. Sokulmuş Keloğlan da ne oluyor, diye. Burası bir hamammış. Ülkenin padişahı, kızı Gülyüz Sultan´ın derdine çare bulamamış da bu hamamı yaptırmış.
Dört bir yana da haber salmış “Her kimin başından ilginç olay geçmişse gelsin anlatsın, hamamda da bedava yıkansın.” Demiş.Keloğlan, başından geçen hikayeyi Padişah’a anlatmış. Padişah: “Hamamı sana bağışladım. Ne olur bana oranın yerini göster!” diye yalvarmış Keloğlan´a. Böylece sihirli kuşun yoluna az gitmişler uz gitmişler; sonunda Keloğlan bin bir renkli o sihirli bahçeyi bulmuş. Altın sarayı Gülyüz Sultan´a göstermiş: “Asil görüp şaşacaklarına içeride sultan bacı Hadi eyleşmeden girelim saraya” demiş ama Gülyüz, Keloğlan´ı tehlikeye atmak istememiş. Helalleşip ayrılmış; altın saraya girmiş, dolaba saklanmış. Biraz sonra, sihirli kuş gelmiş, silkinmiş, civan yapılı bir genç olmuş. Sultanın çevresini çıkararak “Bu çevreyi işleyen eller sağ mı? Bir daha sultanımın yüzünü görebilecek miyim?” diye ağlayıp mendille gözyaşlarını silmiş. Kız hemen koşmuş, delikanlının kollarına atılmış. Meğer bu delikanlı da insan soyundanmış. O da bir padişah oğluymuş Murat Şah´mış adı. Masal buya nasıl olmuşsa perilerin ağına düşmüş bir gün. Bir daha da kurtulamamış tılsımlarından; Onu seven bir ihsan eli, eline değinceye dek bozulmamış tılsım. Sultan ona sevgiyle sarılınca tılsım bozulmuş, periler ülkesinden birlikte kaçmışlar. Kırk gün kırk gecelik düğünleri kurulmuş Mutlu bir yaşama başlamışlar.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Çoban Keloğlan Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:40 pm

Çoban Keloğlan Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde Keloğlan ile annesi, babasının yaptığı çobanlıkla geçinirlermiş. Günlerden bir gün dağda koyunları otlatırken, babasının yolunu eşkıyalar keser. Birkaç koyun isterler. Keloğlan’ın babası da:
“Bu koyunlar bana emanet” der vermez. Eşkıyalar zorlayınca Keloğlan’ın babası karşı koyar. Bunun üzerine eşkıyalar, onu yakalayıp zindana atarlar, bütün koyunları da elinden alırlar. Çok geçmeden haber köye yayılır. Keloğlan’ın babası esir düşmüştür. Aradan günler geçmiş, ana oğulun geçimleri de zorlaşmış. Keloğlan, düşünmüş taşınmış köylüler yeni çoban da bulamayınca, köyün çobanlığını yapmaya karar vermiş. Köylülerin;
“Sen yapamazsın, okuman gerek” diye ısrar etmelerine rağmen, annesinin de rızasını alarak çobanlığa başlamış. Meğer Keloğlan’ın amacı babasını o eşkıyalarından elinden kurtarmakmış. Sabah erkenden köyün koyunlarını alıp düşmüş yollara. Bir dağın eteklerine gelmiş. Dağın kenarından da dere geçiyormuş. Koyunlar başlamış dereden su içmeye. Keloğlan çok yorgunmuş, kendi kendine: “Şu ağacın gölgesinde biraz dinleneyim,” demiş.
Ağacın altına uzanmasıyla yorgunluktan uyuması bir olmuş. Bu arada koyunlar da susuzluklarını giderdikten sonra başlamışlar otlanmaya. Karınlarını doyurduktan sonra etrafa yayılmışlar. Aradan uzunca bir zaman geçmiş… Derken akşam olmuş. Köylüler koyunların gelmediğini görünce telaşlanmışlar.
“Biz ne halt ettik, küçük yaştaki bir çocuğa bu kadar koyunu teslim ettik … inşallah başına bir iş gelmez!..” demişler. Gene de içleri rahat etmemiş ve Keloğlan ile koyunları aramaya çıkmışlar. Bu arada Keloğlan, uykusundan büyük bir gürültü duyarak uyanmış. Birde ne görsün! Eşkıyalar etrafta otlayan koyunları topluyorlar… Keloğlan: “Hey! Ağalar ne yapıyorsunuz? Onlar benim sürüm… Bana emanet!..” diye bağırmış. Eşkıyalar:
“Geçen yılda biri aynen senin gibi dedi, şimdi güneş yüzü görmeyen kara zindanda yatıyor!..” diye karşılık vermişler. Keloğlan, bu eşkıyaların, babasını tutsak eden eşkıylar olduğunu anlamış. Hemen kurnazca plan kurmaya başlamış. Eşkıyalar, Keloğlan’a yaklaşmış:
“Sen şimdi bu koyunları bize vermiyor musun?” demişler. Keloğlan:
“Ağalar, ne haddime! Yeter ki beni bırakın. Hatta biraz beklerseniz size bir sürü daha getiririm!..” demiş. Bunun üzerine eşkıyalar:
“Canından olmak istemiyorsan çabuk gel!” demişler. Keloğlan, eşkıyaları kandırdığına sevinerek köyün yolunu tutmuş. Amacı, köylüleri getirip eşkıyaları yakalatarak babasını kurtarmakmıi. Bir süre yol aldıktan sonra kendisini aramaya çıkan köylülerle karşılaşmış. Heyecanla olanları anlatmış. Köylüler hemen Keloğlan’la birlikte sürünün olduğu yere gitmişler.
Gizlice eşkıyalara yaklaşmışlar ve birden üzerlerine atılarak eşkıyaları kıskıvrak yakalamışlar. Keloğlan’ın babasının bulunduğu zindanın yerini öğrenip Keloğlan’ın babasını kurtarmışlar. Keloğlan sevinciyle köylülere: “Babamı eşkıyalardan kurtardık … Ben artık çobanlık yapmayacağım … Okuluma devam edeceğim.” demiş. Sonra da babasıyla evine giderek mutlu bir hayat sürmüşler.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Keloğlan ve Çilli Tavuk Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:36 pm


Keloğlan ve Çilli Tavuk Masalı
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak ülkelerden birinde bizim keloğlan yaşarmış. Keloğlan kelmiş, keleşmiş ama özellikleri pek bir güzelmiş. İnsanlarla ilgilenir,arkadaşlarına iyi davranır, hayvanları sever fakat çalışmaktan pek hoşlanmazmış. Anası ona ne zaman bir iş buyursa bir bahane uydurur, anası kızınca da oraya buraya saklanır dururmuş.
Günlerden bir gün evin kapısının önünde uyuyup dururken kısa boylu bir çocuk yanına yaklaşmış:
– Hişt keloğlan, keleşoğlan, annesini üzen oğlaaannn, diye bağırmış. Keloğlan hemen arkasını dönmüş, uykusuna devam etmiş ve bir rüya görmeye başlamış. Rüyasında uzun bir yolda yürüyormuş, yürürken önce bir tavukla karşılaşıyormuş,
Tavuk;
– Ah keloğlan bir bilsen başıma gelenleri, ne desem ne etsem bilmiyorsun olup bitenleri önce sana anlatayım istersen diyerek, tilkilerin kendi kümesleri önünde nasıl gezdiklerini anlatmış durmuş. Keloğlan tam ona yardım etmek isterken, uyanmış… Uyanmış bir de ne görsün, onların evindeki çilli tavuk tam göbeğinin üstünde oturmuyor mu? Onu kanatlarından tutmuş hemen koşturup kümesin içine koymuş. Çilli horoz neye uğradığını şaşırmış ama keloğlan rüyanın etkisinde olduğu için tilkinin çilli tavuğu götüreceğini düşünmüş.
Birkaç gün sonra aynı rüyayı gören keloğlan kümesteki tek tavukları olan çilli tavuğu alıp, kendi yatağında yatırmaya başlamış. Anası bu işe pek kızmış, ne işi varmış tavuğun yatakta, adam gibi kümese koysaymış ya. Keloğlan gözlerini ne zaman kapasa tilkinin çilli tavuğu kaçırdığını görüyormuş. En sonunda bakmış ki olmayacak, tilkiyi ziyaret etmeye karar vermiş. Tilki bizim keloğlanı görünce çok sevinmiş, onu yuvasına davet etmiş, bizimki tilkinin yuvasına girmiş bir de ne görsün, bütün köyün kümeslerinden çalınan tavuklar tilkinin orada değil mi? Görmüş ama görmemezlikten gelmiş…
Tilki her zamanki gibi bir plan peşindeymiş ama keloğlanın aklının ne kadar çabuk çalıştığını hesaba katmamış. Tilkinin yuvasında biraz oturan keloğlan izin istemiş ama tilki ona izin verir mi hiç? Onun planı keloğlanı da bir kafese kapatıp yemekmiş. Keloğlan önce bir hoplamış, duvarda asılı duran meşaleyi alıp kendi kel kafasına tutmuş, buna bakan tilkinin gözleri kamaşmış, keloğlan bu sırada oradan uzaklaşmış. Tilki onu elinden kaçırdığı için mutsuz, keloğlan ise kahkahalar atacak kadar mutlu kaçarak uzaklaşmış. Daha sonra köylerde tavuğu çalınan ne kadar köylü varsa onları toplayıp gelmiş, köylüler o kadar sinirlilermiş ki, bizim tilki evini barkını bırakıp kaçmış. Bir daha da onu oralarda gören olmamış .
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Karlar Kraliçesi Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:33 pm


Karlar Kraliçesi Masalı
Evvel zaman içinde uzaklarda büyük bir kentte iki küçük çocuk varmış. Bunlar birbirleriyle arkadaşmış. Ancak birbirlerini kardeş gibi severlermiş. Erkeğin adı Kay, kızın adı Gerdaymış. Bunlar sürekli birlikte oynar, hiç ayrılmazlarmış. Gerda’nın bir de büyükannesi varmış. Büyük annesi çok sayıda masal bilir, sırası geldikçe anlatırmış. Birgün Kay ve Gerda oynarken büyükanne onları yanına çağırıp:
– Çocuklar bugün size yeni bir masalım var. İsterseniz gelin anlatayım, demiş. Çocuklar büyükannenin yanına koşup. Can kulağıyla masalı dinlemeye başlamışlar. Büyükanne çocuklara kışın her tarafı kaplayan bembeyaz örtüsüyle ünlü Karlar Kraliçesi’nin masalını anlatmış. Çocuklar büyükannenin anlattığı masalı dinlemişler daha sonra yatıp uyumuşlar.
Ertesi gün her taraf karlarla bembeyaz kaplı imiş. Çocuklar sokaklara dökülüp başlamışlar kızaklarla kaymaya. O sırada oradan kocaman bir kızağın geçtiğini görmüşler. Kızağı bir düzine beyaz geyik çekmekteymiş. Çocuklar hemen bu büyük kızağın arkasına takılmışlar. Bir süre kaydıktan sonra çocukların çoğu kızağı bırakıp geri dönmüşler.
Yalnız Kay, kızağı bırakmamış. Bu arada kentten de oldukça uzaklaşmış olduğunun farkında değilmiş. En sonunda kızak kendiliğinden durmuş. Kızaktan bembeyaz pelerini içerisinde Karlar Kraliçesi inmesin mi? Kay, Karlar Kraliçesinin büyükannenin masalında dinlediği kraliçe olduğunu anlamış. Karlar Kraliçesi Kay’a:
– Çok üşümüşsün gel yanıma otur, demiş. Kay, Karlar Kraliçesi’nin yanına oturup onun verdiği pelerine sarılmış. Bir anda üşümesi geçmiş. Karlar Kraliçesi de yanında uyuyakalan çocuğu alıp şatosuna götürmüş. Meğer Karlar Kraliçesi yakaladığı çocukları şatosuna götürüp buzla kaplarmış. Kay’ı da bu şekilde buzdan bir heykelcik yapıvermiş. Kentte ise Kay’dan uzun süre haber alamayan Gerda, arkadaşını aramaya koyulmuş. Karlarla kaplı ormana doğru yürümüş.
Ormanda arkadaşını araken küçük bir kulübeye rastlamış. Kulübeye yaklaşınca kapıyı ihtiyar bir kadın açmış. Bu kadın oralarda yaptığı iyiliklerle tanınan bir büyücüymüş. Kıza, “Ne için geldiğini biliyorum yavrucuğum, arkadaşın Kay’ı arıyorsun. Bakalım bahçede duran karga arkadaşının yerini biliyor mu?” diyerek Gerda’yı arka bahçeye götürmüş. Bahçede gerçekten de bir karga dalda bekliyormuş. Kargaya Kay’ın nerede olduğunu sormuşlar. Karga da onlara:
– Kay’ın nerede olduğunu ancak ormanda yaşayan küçük kız bilebilir, demiş. Bunun üzerine Gerda, yaşlı kadından izin isteyip yoluna devam etmiş. Ormanın derinliklerinde dolaşırken mini mini, çok güzel bir kulübe görmüş. Kulübenin kapısı açılmış. İçeriden kara karganın bahsettiği küçük kız çıkmış. Gerda’ya:
– Hoşgeldin, ben de senin gelmeni bekliyordum, demiş. Gerda’yı içeri alıp ateşin başına oturtmuş. Ona getirdiği yiyeceklerden vermiş. Daha sonra birlikte uyumuşlar. Sabah olunca, küçük kız Gerda’yı kulübenin yanındaki samanlığa götürmüş. İçeride güvercinlerle, geyikler varmış. Güvercinler ötmeye başlamışlar. Küçük kız güvercinlerin dilinden anlıyormuş. Gerda’ya güvercinlerin ne demek istediğini anlatmış.
– Güvercinler, Kay’ı Karlar Kraliçesi’nin kaçırdığını, onu şatosunda hapsettiğini, oraya nasıl gidileceğini geyiklerin bildiğini, söylüyorlar, demiş. Bunun üzerine yola çıkmak için hazırlık yapmışlar. Geyikleri kızağa bağlamışlar. Gerda küçük kıza, kendisine yardımda bulunduğu için teşekkür etmiş. Birbirlerine el sallamışlar.
Gerda geyiklerin çektiği kızakla yola çıkmış. Günlerce yol almışlar. Dünyanın en kuzey ucuna, bembeyaz kar örtüsünden başka hiçbirşeyin görülmediği diyarlara varmışlar. Sürekli, lapa lapa kar yağmaktaymış. Geyikler bir süre daha gittikten sonra bembeyaz bir şatonun kapısının önünde durmuşlar. Gerda, Karlar Kraliçesi’nin şatosuna geldiklerini anlamış. İçeriye girmiş. Şatonun içeriside dışı gibi beyazmış. Gerda, şatonun içerisinde yürümeye başlamış. Bir yandan da Kay’a seslenmekteymiş. Şatoda kendi sesinin yankısından başka ses yokmuş.
Gerda, buzdan bir kapı görmüş. Kapıyı açmış içeriye bakmış. Odanın ortasında Kay’ı donmuş bir şekilde bulmuş. Sanki buzdan bir heykelcik gibiymiş. Gerda, Kay’ın ölmüş olduğunu zannederek başlamış ağlamaya. O kadar çok ağlamış ki gözünden akan yaşlar yere dökülmeye başlamış. O anda bir mucize gerçekleşmiş. Gerda’nın gözlerinden akan yaşlar, dondurulmuş Kay’ı eritmeye başlamış. Üzerini kaplayan buzların erimesiyle Kay kendine gelip konuşmaya başlamış.
– Gerda, seni gördüğüme çok sevindim, demiş. Gerda da Kay’ın ölmediğine çok sevinmiş. Kay, Karlar Kraliçesi’nin şatodan ayrıldığını fakat her an geri gelebileceğini söylemiş. Hemen şatodan çıkıp geyiklerin çektiği kızağa binmişler. Kuzey ülkesinden ayrılmışlar. Evlerine geri dönmüşler. Yaşadıkları bu heyecan verici serüveni ikisi de unutamıyormuş. Artık evlerinden fazla uzaklaşmamaya ve sadece büyükannenin masallarını dinlemeye karar vermişler.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Bezelye Prenses Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:28 pm


Bezelye Prenses Masalı
Bir zamanlar bir prens varmış. Bu prens evlenmek istiyormuş, ama evleneceği kişi gerçek bir prenses olmalıymış. Böyle birini bulmak için bütün dünyayı dolaşmış, ama çok büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Çünkü, karşısına çıkan prenseslerin hakiki olup olmadığını bir türlü anlayamıyormuş. Hep eksik bir şeyler bir şeyler oluyormuş. Sonunda üzüntü ve umutsuzluk içinde yurduna dönmüş.
Bir gece korkunç bir fırtına çıkmış; şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, kıyametler kopuyormuş. Derken sarayın kapısı çalınmış, yaşlı kral gidip kapıyı açmış. Fakat, o da ne kapıda, yağmurdan ve fırtınadan perişan olmuş bir zavallı bir kız duruyormuş. Üstelik her tarafından sular akan, tepeden tırnağa sırılsıklam olmuş bu kız gerçek bir prenses olduğunu söylüyormuş.
“Eh, anlarız bakalım!” diye düşünmüş yaşlı kraliçe, ama kimseye bir şey söylememiş. Yatak odasına gitmiş, yere bir bezelye tanesi koymuş. Bu bezelye tanesinin üzerine yirmi tane döşek, döşeklerin üzerine de yirmi tane kaz tüyü yatak koymuş. Gece olunca prenses bu yatakta yatmış. Sabah olunca kıza, gece nasıl uyuduğunu sormuşlar.
“Ah, korkunç bir şeydi!” demiş prenses. “Bütün gece gözümü bile kırpmadım! Allah bilir ne vardı yatak ta! Sert bir şeyin üstünde yatmışım gibi, her yerim çürüdü, mosmor kesildi! Gerçekten berbattı!”
Böylece anlaşılmış ki, yirmi döşek ve yirmi kaz tüyü yatağın altındaki bezelye tanesini hissedecek kadar nazlı, narin olduğuna göre, bu prenses hakiki bir prensestir! Prens onunla evlenmiş. O bezelye tanesini de müzeye koymuşlar. Eğer kimse almadıysa, bugün bile gidip görebilirsiniz onu. Gördünüz mü: işte size hakiki bir masal!
Masalın Yazarı Hans Christian Andersen / Andersen masalları
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÇOCUK MASALLARI Tavşan ile Kaplumbağa

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:25 pm


PAPATYA MASALI
Yıllardan bir yıl ama hangi yıl unuttum kış uzadıkça uzamış. Çocuklar burunlarını cama dayamış, ağaçlarda yaprak, yerlerde papatya çiçekleri, havada kuş görebilmek için her yere bakıp durmuşlar. Ama ‘buvv’ diye esen rüzgardan, bembeyaz kardan başka birşey görememişler. Toprağın altında da ilkbaharı bekleyen çiçekler ha olgunlaştı ha olgunlaşacaklarmış ama kökler yoluyla gelen haberler hep aynıymış. Kış biraz daha uzayacakmış. İlkbahar güneşi yol hazırlığını bitiremedi. O zaman gelincik kırmızı tuvaletinin üstündeki yeşil mantosuna biraz daha sarılıp “bu gidişle giysim buruş buruş olacak” diye dertleniyor; Mini mini mineler mavi başlarını sallayıp biz de bu gidişle daha yukarı çıkamadan donup kalacağız diye üzülüyorlarmış. Öteki çiçekler de üzülüyorlarmış ama daha renklerini seçemedikleri tuvaletlerini tamamlayamadıkları için o kadar endişelenmiyorlarmış.
Menekşe mor renkte, tarla çiçeği mavi, papatya ortası sarı etekleri beyaz giysilerini yeni yeni bitiriyorlarmış. İçlerinden yalnız biri ne toprak anadan renk seçiyor ne de giysisini ütülüyormuş. Bu çiçeğin bütün düşüncesi bir an önce yer yüzüne çıkmak çiçek masallarında anlatılan çocukları görmekmiş. Ah bir yer yüzüne çıksam diyormuş da başka bir şey demiyormuş. Kış uzadıkça onunda sabrı tükeniyormuş, tabi o yüzden bir gece herkes uyurken yavaşça yerinden kalkmış bir ağacın köklerini izleye izleye toprağın üstüne çıkmaya başlamış. Bütün gece soluk almadan tırmanmış da tırmanmış. Güneşin sarı başı dağın tepesinden görünürken o da başını topraktan dışarı uzatmış. Koca güneş, bembeyaz karlar üstünde bir çiçek görünce şaşırmış kalmış. “Daha uyanamadım galiba” diye gözlerini ovuşturmuş. Daha fazla parlamaya başlamış bütün gece karları savuran rüzgarın da şaşkınlığı ondan az değilmiş.
“Yani olacak şey mi bu, karların ortasında bir çiçek yorgunluktan serap görmeye başladım galiba, en iyisi gidip biraz dinleniyim” deyip esmekten vazgeçmiş. O zaman da güneş bunda bir iş var rüzgar çekildi gitti herhalde ilkbahar geliyor, zaten bu çiçek de bunu gösteriyor” demiş ve biraz daha ısıtmalı çevreyi diye düşünmüş. Bütün bunlar olurken yaramaz çiçek soğuktan tir tir titriyor “Ah ben ne yaptım, soğuktan neredeyse kuruyup gideceğim, ne diye herkesi beklemedim sanki” diye ağlıyormuş.
Onun sesini duyan saka kuşu “hey şuraya bakın, bir çiçek, kalkın kalkın hepiniz, bahar gelmiş!” diye bağırmış.
Bu sevinçli haberi duyan ağaçlar durur mu? Artık hemen dallarını gererek uyanmaya başlamışlar, bir anda her şey değişmeye başlamış. İlkbaharı getiren yaramaz çiçek aceleciliği yüzünden kendine renkli bir elbise giymeyi unuttuğu için sadece beyaz yapraklara sahip olmuş ve ona herkes papatya adını vermiş.
O gün bu gündür papatya çiçeği hiç acelecilik huyundan vazgeçememiş. O yüzden de her zaman baharın gelişini bize ilk papatyalar müjdelemiş. Siz de Mart ayında papatyaların kırlarda açtığını görürseniz, bilin ki bahar gelmiştir.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

İki İnatçı Keçi Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:20 pm


İki İnatçı Keçi Masalı
Bir köprünün ortasında rastlaşmış iki keçi
Hep inatçılıkmış meğer bu keçilerin suçu
Büyük keçi demiş yol ver önce ben geçeceğim
Küçük keçi demiş eğer verirsem öleceğim
Tam köprünün ortasında toslaşmış iki keçi
İkisi de suya düşmüş bunu görenler şaşmış
Keçilerin inatçısı suya düşer boğulur
İnsanların inatçısı kim bilir ki ne olur
İşte böyle arkadaşlar, işin aslı şöyleymiş:
Bir köylünün iki inatçı keçisi varmış. O kadar inatçılarmış ki biri diğerinin yaptığı şeylerin tam tersini yaparmış. Öyleki birisi otlamak için köylünün evlerinin kenarından akan derenin karşı tarafına geçse o mutlaka bu tarafı tercih edermiş.
Yine birgün kırlara otlamaya gitmişler. Her taraf yemyeşil taptaze çimenlerle doluymuş. Keçiler otlaya otlaya ırmağın kenarına kadar gelmişler. Keçilerden birisi ırmağın bir yakasında, diğeri öbür yakasında otlamaktaymış. İkisi de derenin karşı tarafından otlamak istemişler ve ikisi de ırmağın üzerindeki köprünün tam ortasına rastlaşmışlar. İki keçi, köprüde burun buruna gelmişler. Keçilerden birisi yol istemiş:
– Çabuk yol ver karşıya geçeceğim.
Diğer keçi yol vermeye yanaşmamış:
– Önce ben geldim, sen bana yol ver.
Keçilerin ikisi de inatçı mı inatçı. Köprüde kafa kafaya toslaşmışlar. İkisi de kavga etmekten yorgun düşmüşler. Bir tos, bir tos daha derken, keçilerin ikisi birden dengesini kaybedip, ırmağa düşmezler mi? İki keçi, ırmakta bata çıka sürüklenmeye başlamışlar. Boğulmak üzereyken yaptıkları hatayı anlamışlar.
Son sözleri:
– Keşke ikimizde bu kadar inatçı olmasaydık! Olmuş.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Tilki ve Oduncu Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:10 pm



Tilki ve Oduncu Masalı
Bir sürek avında, tazılar bir tilkiyi kovalamaya başlamışlar. Tilki, ormanda odun toplayan bir adama yaklaşmış. Ondan, kendisini saklamasını istemiş. Adam da ona kendi kulübesini göstermiş. Tilki kulübeye gidip bir köşeye saklanmış.
Biraz sonra avcılar da gelmişler. Oduncuya, tilkiyi görüp görmediğini sormuşlar. Oduncu:
— Görmedim, demiş. Ama parmağıyla da kulübeyi göstermiş. Avcılar, adamın işaretini anlamamışlar. Oduncunun sözüne inanıp oradan uzaklaşmışlar. Tilki, onların gittiğini anlayınca kulübeden çıkmış. Oduncuya hiçbir şey demeden uzaklaşmaya başlamış. Oduncu bu duruma pek öfkelenmiş:
— Nankör hayvan! demiş. Böyle mi yapılır? Canını bana borçlusun. Bir teşekkür bile etmeyecek misin?
Tilki başını çevirerek:
— Teşekkür mü? Davranışların da sözlerin gibi güzel olsaydı, teşekkür ederdim. Hem de binlerce kere teşekkür eder öyle giderdim, demiş. Sonra da oradan hızla uzaklaşmış.
Bu masalda verilen öğüt: Gerçek iyilik sadece sözle değil, davranışlarımızda da aynı tutarlılığın olmasıyla gerçekleşir.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Tilki ile Keçi Masalı

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 7:06 pm

Tilki ile Keçi Masalı
Tilki, günün birinde, içinde su bulunan bir kuyuya düşmüş. Kuyunun içinde oraya buraya sıçramış; ama bir türlü yukarı çıkamamış.
Bir süre sonra orada bir keçi görünmüş. Susadığı için hemen kuyunun başına gelmiş. Eğilip kuyunun içine bakmış. Bir de ne görsün? Aşağıda bir tilki duruyor. Keçi çok şaşırmış. Aşağıya seslenmiş:
— Orada ne yapıyorsun tilki kardeş?
Tilki serinkanlılıkla:
— Ne yapacağım? Su içiyorum, demiş.
Keçi, kuyuda su olduğunu duyunca çok sevinmiş. Tilkiye:
— Su soğuk mu? diye sormuş. Kurnaz tilki:
— Hem de buz gibi, demiş.
Keçi:
— Nasıl içebilirim bu sudan? diye sormuş.
— Ondan kolay ne var? demiş tilki. Hop de, aşağıya atla
Keçi, tilkinin bu sözlerine kanıp kendini aşağıya atmış. Kuyudaki sudan kana kana içmiş. Susuzluğu geçince, tilkiye:
— Buradan nasıl çıkacağız? diye sormuş.
— Kolay, demiş tilki. Sen ön ayaklarını kuyunun duvarına dayayıp arka ayaklarının üzerine dikil. Ben, sırtına basarak kolayca dışarı çıkarım. Sonra da seni yukarı çekerim. Böylece ikimiz de kurtulmuş oluruz.
Keçi, tilkinin dediğini yapmış. Tilki, onun omzuna basarak bir sıçrayışta kuyudan çıkmış. Hemen ormana doğru koşmaya başlamış.
Keçi, tilkinin hile yaptığını anlamış. Ardından acı acı bağırmış:
— Ben senin kuyudan çıkmana yardım ettim; ama sen beni bırakıp
gidiyorsun. Olur mu böyle? demiş.
Bu sözleri duyan tilki, geri dönerek keçiye:
— Sen aklını yitirmişsin ey keçi! Eğer bir gram aklın olsaydı, kuyuya atlamadan önce nasıl çıkacağını düşünürdün, demiş. Sonra da hızla oradan uzaklaşmış.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ÇOCUK MASALLARI Tavşan ile Kaplumbağa

Mesaj  Admin Bir Salı Kas. 14, 2017 6:59 pm


Tavşan ile Kaplumbağa Masalı
Ormanda tavşan hoplaya zıplaya geziniyormuş.Bu tavşancık gördüğü bütün komşularına ne kadar hızlı olduğundan bahseder, kimsenin onu geçemeyeceğini söylermiş.
Tavşan, gerçekten de güçlü ayaklarıyla hızlı koşarmış. Komşuları ise tavşanın bu şekilde böbürlenmesinden hoşlanmazlarmış. Ama hiçbirisi de onunla yarışmaya yanaşmazmış.
Tavşanın heryerde “Ben çok hızlıyım, beni kimse geçemez” diye dolaşması, kaplumbağanın kulağına gitmiş. Kaplumbağa, oldukça yavaş yürür, tavşanın bir dakikada aldığı yolu bir günde alırmış. Kaplumbağa tavşanla karşılaşmayı çok istiyormuş. Tesadüf bu ya bir gün kaplumbağa ile tavşan ormanda karşılaşmışlar. Kaplumbağa tavşanı görür görmez;
– İyi günler tavşan kardeş, Ben de seni arıyordum, diye seslenmiş. Tavşan merakla sormuş;
– Beni neden arıyorsun, kaplumbağa kardeş?
Kaplumbağa:
– Seninle yarış yapmak istiyorum, hadi yarışalım da hangimiz daha hızlıyız anlayalım. Tavşan, kaplumbağanın sözlerine gülmüş:
– Aman kaplumbağa kardeş. Benimle dalga geçiyorsun galiba. Senin benimle yarışabilmen imkansız, sen daha bir adım atmadan ben yarışı bitiririm. İstersen kendini boş yere yorma, demiş alaylı alaylı.
Kaplumbağa:
– Bu yarışta seni geçeceğim. İstersen hemen başlayalım, demiş kararlı kararlı.
Bütün orman hayvanları toplanmışlar. Yarışın sonucunu merakla beklemeye başlamışlar. Herkes birbirine; “Kaplumbağa kardeş çok yavaş. Tavşanı bu hızıyla nasıl geçebilir ki?” diye soruyormuş. Tavşan ve kaplumbağa son hazırlıklarını yaparak yarışacakları yere gelmişler. Derken yarış başlamış. Tavşan bir anda ok gibi fırlamış.


Kaplumbağa ise yavaş yavaş yürümeye başlamış. Tavşan gözden kaybolmuş bile. Bir süre sonra geriye dönüp bakmış, ne gelen var ne giden. Kaplumbağa yarışı akşama bitirir ancak, en iyisi ben şurada birazcık uyuyayım, diyerek bir ağacın altında uyumaya başlamış.
Tavşan, yarışı kazanacağından oldukça emin uyuyadursun, kaplumbağa kendinden emin adımlarla yavaş yavaş yürümeye devam ediyormuş. En sonunda tavşanın yattığı yere varmış. Bakmış tavşan horul horul uyuyor, hiç temposunu bozmadan yoluna devam etmiş.
Bir süre sonra tavşan, uyanmış “Artık yarışı bitireyim, kaplumbağa kardeş hala peşimden geliyor herhalde” diyerek geriye bakmış. Gelen kimsecikler yokmuş. Tavşan, “Kaplumbağa kardeş yarıştan vazgeçti herhalde” diyerek yarışın biteceği yere doğru koşmaya başlamış.
tavsan-ile-kaplumbaga
Tavşan birde ne görsün, kaplumbağa kendisini geçmiş. Hatta yarışı bitirmek üzere. Son bir gayretle hızla koşarak kaplumbağayı geçmeye çalışmış. Fakat kaplumbağa yarışı bitirmiş bile. Yarışı kazanan kaplumbağa tavşanın yanına gelmiş. Yarışı kaybeden tavşan üzgün üzgün duruyormuş. Kaplumbağa, tavşana demiş ki;
– Tavşan kardeş, önemli olan yaptığın her işte kararlı olmaktır. Gereksiz övünmek sadece zayıflıktır. Bundan sonra sende “En hızlı benim” diyerek övünme! Diyerek yuvasına doğru yavaş yavaş yürümeye başlamış.
Tavşan yaptığı hatayı anlamış. O günden sonra hiç kimseye yarışmaktan söz etmemiş.

Ezop Masalları
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2526
Kayıt tarihi : 12/01/09
Yaş : 45

Kullanıcı profilini gör http://moral.forumr.biz

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÇOCUK MASALLARI Tavşan ile Kaplumbağa

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz